Batı Türkçesinin kuzey grubunu teşkil eden Kıpçak Türkçesi, asıl vatanından epey uzakta, daha güneyde, Mısır’da ve bugün Yakın veya Orta Doğu denilen ülkelerde gelişmiştir. Bölgede; Oğuz Türk boyları, Altın-Ordu ve Harezm bölgesinden gelenler ve Kıpçak Türkleri birleşip kaynaşmış, karma bir görünüm ortaya çıkmıştır (Karamanlıoğlu, 2019, s. XXV). Ercilasun’a göre Kıpçak Türklerinin konuşma dili yazı dili olarak kullanılmaz. Mısır’daki Memlûk zamanında yazılan eserler, Kıpçak ağzına değil dönemin standart yazı diline ait Harezm Türkçesine -küçük farklılıklar haricinde- benzer, zaman zaman Kıpçak ve Oğuz ağzı özellikleri gösterir (2004, s. 382). Kun, bu dönemde kaleme alınan eserlerde kullanılan dili; asıl Memlûk Kıpçakçası, asıl Oğuzca ve Oğuz-Kıpçak karışımı bir dil şeklinde tasnif eder (1941, s. 80-83). Eckmann ise asıl Memlûk Kıpçak Türkçesi, Oğuz-Kıpçak karışık lehçesi ve Osmanlı Türkçesi başlıkları altında inceler (2017, s. 52-53). Doğan’a göre Memlûk zamanı eserlerinin dilsel göstergeleri dört farklı lehçeyi işaret eder: 1. XIV. yüzyıl Memlûk temas lehçesi, 2. XIV. yüzyıl Memlûk sahası Harezm kaynaklı prestij lehçesi, 3. XV. yüzyıl Memlûk temas lehçesi, 4. Oğuzların, XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren etki gösterdiği Burcî Memlûkler Türkçesi (2022, s. 400-401).
XIII-XVI. yüzyıllar arasında; Mısır, Suriye ve Irak’ta kurulmuş olan Memlûk Devleti’nde yazılan eserler, dil yapıları bakımından üç gruba ayrılır: 1. Altın Ordu-Harezm yazı dili temelinde yazıldıkları hâlde, yer yer Oğuzca ve daha çok Kıpçakça özellikleri görülenler, 2. Oğuzca ve Kıpçakçanın görüldüğü eserler. 3. Memlûk Türkçesinin Kıpçakça hususiyetlerden ayrılarak Oğuzcaya kaydığı ve Oğuzcanın yoğunluk gösterdiği eserler (Korkmaz, 2020, s. 75-76).
XIII. yüzyıldan itibaren Suriye ve Mısır’da kaleme alınan eserlerin dili birlik göstermez (İnan, 1953, s. 56-57). Yine de Memlûk sahası eserleri hakkında, Memlûk Kıpçakçası adlandırılması yapılmıştır. (Zajaczkowski, 1958, Eckmann, 1986; Pritsak, 1988; Demirci, 2003; Ertane Baydar, 2018; Güngör, 2018; Karahan, 2006; Kun, 1941; Öztopçu, 2007; Ercilasun, 2004, s. 382, Sadykbekov, 2015; Soydan, 2018; M. Toker, 2024; Uzunkaya, 2023;). Bunun yanında, Memlûk Türkçesi (Doğan, 2023; Kaymaz & Bulut, 2019; Korkmaz, 2020, s. 75; Köse, 2019; Muhammed, 2021; Öztürk, 2018; Uğurlu, 1999) ve Mısır Memlûk Türkçesi (Argunşah, 2021, s. 58-59) adlandırmalarının da kullanıldığı görülmektedir. İncelenen eserlerdeki dilsel veriler; eserlerin belirli bir lehçeden ziyade, çok katmanlı ve etkileşimli bir dil ortamının ürünü olarak ele alınmasını gerektirdiğinden Memlûk Türkçesi terimi kullanılacaktır.
Memlûk Türkçesiyle Kaleme Alınmış Kur’an-ı Kerim Tercümeleri
Son yıllara kadar kaynaklarda Memlûk sahasında herhangi bir Kur’an-ı Kerim tercümesinin varlığından veya satır altı Kur’an-ı Kerim tercümelerinin tasnifi ve benzerliklerini konu alan çalışmalarda, Memlûk Türkçesine ait herhangi bir nüshadan bahsedilmemekteydi (Solmaz, 2016; Şimşek, 2019, 2021). Hatta Manisa nüshası münferit bir örnek olarak değerlendirilmiş ve bu esere benzer bir nüshanın olmadığı ifade edilmişti (Blaesing, 2013, s. 10; Solmaz, 2016, s. 441; Şimşek, 2019, s. 63, 2021, s. 68). Oysa Toker, 2011 yılında Memlûk sahasına ait Kur’an-ı Kerim nüshalarından söz etmiş (M. Toker, 2011, 3-36), 2024 tarihli çalışmasının başlığında ise konuyu özel olarak vurgulamıştır (M. Toker, 2024, s. 29-57). Toker, bahsi geçen çalışmalarında; Murat Küçük’ün yayımladığı (2014) Bursa nüshasını, 2011’de kendisinin yayımladığı Isparta’da Fahrettin Önder’in şahsi kütüphanesinde bulunan nüshayı ve Esra Karabacak’ın yayımladığı (1994) Manisa İl Halk Kütüphanesinde yer alan 931 numaralı nüshayı, Anadolu Türkçesinde rastlanmayan; ancak günümüz çağdaş Kıpçak lehçelerinde görülebilen bazı söz varlığı ve şekil bilgisi hususiyetleri sebebiyle Memlûk sahası eserleri arasına dâhil etmiştir (2011, s. 35-83, 2024, s. 29-57). Aynı zamanda, bu üç yazmanın Eckmann’ın tasnifinde yer alan Oğuz-Kıpçak karışık lehçesi içinde, Anadolu Türkçesi unsurlarının hâkim olduğu grubuna dâhil edilmesi gerektiğini de belirtmiştir (2024, s. 55). Doğan da, Türkoloji’de karışık dilli olarak adlandırılan eserlerin XIV. Yüzyıl başında Memlûk sahasında yazıldıklarını öne sürmüş ve Süleymaniye Kütüphanesi 3966 numaralı Kur’an tercümesini Memlûk sahası eserleri arasında göstermiştir (2022, s. 58, 2023, s. 159). Bu çalışmada ise, DK’de muhafaza edilen 2596 numaralı nüsha, Memlûk Türkçesi satır altı Kur’an tercümeleri arasına dâhil edilmiştir. Eckmann’ın tasnifinde, tıpkı Isparta, Bursa ve Manisa nüshaları gibi (Toker, 2024, s. 55) Oğuz-Kıpçak karışık lehçesi içinde Anadolu Türkçesi unsurlarının hâkim olduğu gruba yerleştirilen yazma; Doğan’ın tasnifine göre, XV. yüzyıl Memlûk Türkçesi ile yazılan eserler arasında değerlendirilmektedir. Aşağıda araştırıcılar tarafından Memlûk sahasına dâhil edilen dört tercüme ve bu çalışmaya konu edilen nüsha kısaca tavsif edilmektedir:
Bursa Nüshası. Küçük’ün doktora tezi olarak çalıştığı eser, Hicri 804 (Miladi 1401) yılında Hasan bin Ali el-Bestâmî tarafından istinsah edilmiştir. 652 varaklıktır, her bir sayfasında 7 satır bulunur, harekelidir (Küçük, 2001, 2014, s. 24).
Isparta Nüshası. Fahrettin Önder’in şahsi kütüphanesindeki yazma, 539 varaktan oluşmaktadır. Harekesizdir. Her sayfasında 8 satır Türkçe metin bulunur. Hicri 941 (Miladi 1534-1535) yılında Şam’da Abdullah bin Mahmud es-Selanikî tarafından istinsah edilmiş, Toker tarafından yayımlanmıştır (2011, s. 23, 34).
Manisa Nüshası. İstinsah tarihi ve müstensihi belli değildir. 451 varaklık yazma, harekelidir (Kur’ân-ı Kerîm, t.y.). İlk yaprak dışında her sayfasında 11 satır Arapça metin altında 11 satır Türkçe tercüme yer alır. Karabacak tarafından 1992 yılında bir doktora tezi hazırlanmış, daha sonra bu çalışma Harvard Üniversitesi tarafından 3 cilt hâlinde yayımlanmıştır (1994, 1997, 1999). Toker de eserin dil özelliklerini incelemiştir (2015a, 2015b).
Süleymaniye Kütüphanesi Nüshası. Yazma Bağışlar Bölümünde 3966 numarayla kayıtlı olan, müellifi, müstensihi, istinsah yeri ve istinsah tarihi bilinmeyen yazma satır sayısı 6 ile 16 arasında değişen 222 varaktan oluşur. Baştan ve sondan eksiktir (Toker, 2000, s. 10). Yüce eser hakkında bir bildiri sunmuş (Yüce, 1993), onun danışmanlığında yüksek lisans çalışmaları yapılmıştır (Müfettişoğlu, 2006; Toker, 2000; Uyansoy-Hillhouse, 2006; Uygun, 2006; Yılmaz, 2007). Doğan’a göre Memlûk sahasına dâhildir (2022, s. 58, 2023, s. 159).
Diyanet Kütüphanesi Nüshası[1] . Eldeki çalışmaya konu edilen, 314 yapraktan oluşan bu yazmanın ilk üç sayfası eksiktir ve bu bölüm, yazmanın genelinden farklı bir yazı stiliyle hazırlanmış sayfalarla sonradan tamir edilmiştir. İlk yapraktaki tercüme, sayfa kenarlarına yapılmışken 2b sayfasındaki tercüme, yazmanın genelinde olduğu gibi satır altlarına yerleştirilmiştir. Bu bölümden itibaren eserin tamamında, 9 satır Arapça metnin altında 9 satır Türkçe tercüme bulunmaktadır. Ancak zamanla meydana gelen aşınmalar sebebiyle bazı sayfalarda, son satırdaki Türkçe tercüme okunamaz hâle gelmiştir. Kütüphane katalog kaydında, eserin Osmanlının erken dönem Kur’an tercümelerinden biri olduğu ve yazmanın son yaprağında, âlim, emir ve müfessir gibi ünvanlarla övülen Celâleddin Abdullah adlı bir kişi için istinsah edildiği belirtilmektedir (Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi (genel not bölümü), t.y.). Ancak, bu durum yazmanın ketebe kaydı silik olduğu için tam olarak teyit edilememektedir. Okunabilen kısımlardan hareketle yazmanın tarihi, mütercimi veya müstensihi hakkında kesin bir çıkarımda bulunmak mümkün olamamaktadır: Ve temmet kelimātü Rabbike ṣıdḳan ve ʿadlen lā mübeddile li-kelimātihı̇ ̄ ve hüve’s semı̇ ̄ ʿu’l-ʿalı̇ ̄ m. Temmetü’l-muṣḥafü’ş-şerı̇ ̄fe, bi-ḥamdi’llāhi ve ʿavnihı̇ ̄. Ketebe bi-resmi’l-müfessiri’l-eşref el-emı̇ ̄ rı̇ ̄ el-kebı̇ ̄ rı̇ ̄ es-seyyidı̇ ̄ el-mālikı̇ ̄ el-maḥdūmı̇ ̄ es-seyfı̇ ̄ …………… ʿAbdu’llāh min ḳāʾim-i …
Manisa İl Halk Kütüphanesi (MK) ve Diyanet Kütüphanesi (DK) Nüshalarının Genel Hususiyetleri ve Karşılaştırılması
Satır altı Kur’an tercümeleri, aynı metnin farklı dönemlerde yapılmış çevirilerini barındırmaları sebebiyle, Türkçenin tarihî gelişim seyrini takipte önemli katkılar sunmaktadır. Bu yüzden, bir eserin kendi başına incelenmesi yeterli olmayıp mevcut diğer Kur’an tercümeleriyle de karşılaştırılması gerekmektedir. Nitekim Argunşah da Kur’an tercümesi metinlerinin karşılaştırmalı (edisyon kritikli) olarak ele alınması gerektiğini ifade etmiştir (2019, s. 656). Bu çalışmada, DK daha önce ilmî neşri yapılan (Karabacak, 1994) ve dil özellikleri ortaya konan (Toker, 2015a, 2015b) MK ile karşılaştırılmış ve birbirine büyük benzerlik gösteren bu iki nüshanın farklılıkları esasında bir inceleme gerçekleştirilmiştir:
Fiziki Hususiyetleri Bakımından Karşılaştırma
314 yapraktan oluşan DK’nin baş kısmından üç sayfası yanı sıra Nâzi’ât suresinin son kısmı, Abese suresinin tamamı, Tekvîr suresinin ilk 18 ayeti, Gâşiye suresinin tamamı ve Fecr suresinin ilk 23 ayetlik bölümü eksiktir. Söz konusu bölümlerden sadece yazmanın baş tarafındaki eksiklik sonradan tamir edilmiş ve yazmadan başka bir yazı stili ve tercüme şekliyle tamamlanmış, diğer eksik bölümler için ise herhangi bir tamirat gerçekleştirilmemiştir. 451 yapraklık MK’de ise herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır. Nüshalar arasındaki en temel fark, DK’nin iyi korunamamış olması, bazı yapraklarının kaybolması ve bazı yapraklarının da zamanla erimeye başlamış olmasıdır. Buna karşılık, MK oldukça iyi durumdadır. Benzer şekilde nüshalar arasında kütüphane görevlilerinin verdiği numaralarda da eksiklikler olduğu görülmektedir. MK’de bazı sayfalara numara verilmemişken DK’de de aynı rakamın iki ayrı sayfaya verildiği görülmektedir: 28, 28A; 203, 203A gibi . [2]
Bunlara ilave olarak MK’nin daha özenli ve süslemeli şekilde kaleme alındığı dikkati çekmektedir. Nohudî kâğıda yazılmış, tezhipli ve altın yaldız cetvelli bir nüshadır. Aynı özen DK’de görülmemektedir.
İmla Hususiyetleri Bakımından Karşılaştırma
Türkçenin tarihî lehçelerine göz atıldığında, Arap harfli Türkçe metinlerin yazımında Uygur imla geleneği ile Arap-Fars imla geleneğinin birlikte kullanıldığı görülmektedir. XV. yüzyılda Çağatay sahasında Uygur imla geleneği etkin şekilde kullanılırken; Harezm, Memlûk ve Eski Anadolu Türkçelerinde Uygur ve Arap-Fars imla özelliklerinin karışık şekilde kullanıldığı dikkati çekmektedir (Doğan, 2023, s. 157-160). XVI. yüzyılda, Klasik Osmanlı Türkçesinde yazımın standartlaşmasıyla Uygur imla geleneği ortadan kalkmaya başlamış ve Arap-Fars imla geleneği tercih edilir olmuştur (Doğan, 2023, s. 157-160).
Uygur imla geleneğinde bazı eklerin kelime tabanından ayrı yazıldığı, Arap-Fars imla geleneğinde ise eklerin kelime tabanına bitişik yazıldığı ifade edilmektedir (Ergüzel, 1999, s. 2; Mansuroğlu, 1988, s. 249-250; Tekin, 1997, s. 77). Bu anlamda, DK’de Uygur imlası özelliklerinin daha baskın olduğu; MK’de ise Uygur imla özelliklerinin kısmen görüldüğü, hâkim imlanın ise Arap-Fars imlası olduğu söylenebilir. Aşağıda bu hususa birkaç örnekle değinilmiştir:
Bazı Eklerin Kelime Kök ve Gövdelerinden Ayrı Yazılması
Aşağıda verilen örneklerde -sayıları artırılabilir-; ekler, MK’de kelime kök ve gövdelerine bitişik olarak yazılmışken DK’de ayrı yazılmıştır:
Ses Bilgisi Hususiyetleri Bakımından Karşılaştırma
Damak n’sinin Yazımında Görülen Çeşitlilik
Köktürkçeden itibaren gelişimi takip edilebilen damak n’si; Köktürk alfabesinde (..), Uygur alfabesinde (…. ), Arap alfabesinde ise Doğu Türkçesi metinlerinde (نك) ve Batı Türkçesi metinlerinde (ك ,ڭ) şekillerinde gösterilmiştir. Lakin bazı eserlerde bu sesi karşılamak üzere başka harflerden faydalanıldığı da ifade edilmiştir (Gül, 2019, s. 133). Arap harfli Kıpçak Türkçesi metinlerinde damak n’sinin yazımı konusunda bir birlik bulunmadığını ifade eden Güner, bu durumu; müelliflerin bu sesi nasıl gösterecekleri konusundaki yaşadıkları tereddüde bağlamıştır (2020, s. 63). Bu husus, incelenen nüshalar arasında da gözlemlenmektedir. MK’de sınırlı sayıda görülen kullanım, DK’de daha fazla örnekte kendisini göstermektedir. Hatta her iki nüshada da karşılaşılan ve pek beklenmedik bir ses hadisesi olarak dikkat çeken -ġı-/ -ġu- hecesinin türediği kelime tabanları, müellif ya da müstensihlerin harfin yazımı konusunda yaşadıkları tereddütler sonucunda ortaya çıkmış olabilir. Bununla birlikte, müstensihin hata ile yazdığı herhangi bir arkaik şeklin ardına Oğuzca varyantı ekleyerek telafi etme yoluna gittiği ihtimali de unutulmamalıdır (Doğan, 2022, s. 39). Aşağıda verilen örneklerde her iki nüshada da sırasıyla fiilden fiil yapım eki ile emir eki arasında; görülen geçmiş zaman eki ile şahıs eki arasında ve kelime tabanı ile iyelik eki arasında -ġı-/-ġu- hecesinin türediği görülmektedir:
Buradan itibaren verilen örneklerde ise, her iki nüshada damak n’sinin yazılışları farklıdır. MK’de (ك) işareti ile gösterilen damak n’si, DK’de (غ) harfi ile yazılmıştır. Eski Türkçe metinlerinde de görülen bu hususiyet hakkında Ağca kapsamlı bir makale kaleme almıştır. Çalışmasında, Mehmet Ölmez ve Şinasi Tekin’in bu değişkenliği “imlaya ilişkin bir sorun” veya “kusurlu yazım” olarak değerlendirdiklerini; Saadet Çağatay, Talat Tekin ve Peter Zieme gibi Türkologların da ünsüz değişimi olarak kabul ettiklerini ifade etmiştir (Ağca, 2012, s. 77). Benzer şekilde, Röhrborn’ün bu durumu bazı ağızlarda meydana gelen ses değişiklikleriyle açıkladığı görüşü ile Erdal’ın bunun yalnızca fonolojik bir gelişmeyle izah edilemeyeceği, aynı zamanda morfolojik bir özellik olarak kabul edilebileceği görüşüne de makalesinde yer vermiştir (2012, s. 77). Kendisi ise, Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’te bu değişkenliği Argu Türklerine ait bir ses özelliği olarak kaydettiğinin altını çizmiş ve meselenin sadece bir yazım hatası değil, belirli diyalektlerin konuşma özelliklerinin (ağız sızması) yazı diline yansıması olduğunu belirtmiştir.
Eski Türkçe metinlerinde, sadece belirli isim ve fiil çekim eklerinde görülen ve Türkologları ihtilafa düşüren bu durum, tarihî ve çağdaş Kıpçak Türkçesi metinlerinde hem ilgili eklerde hem de kelime tabanlarında görülerek karakteristik bir hâl almıştır (Ağca, 2012, s. 79; Ölmez, 2010, s. 215). Bu bağlamda, incelenen MK ve DK’de görülen bu hususiyet de Eski Türkçeden itibaren tanıklanan ve bugün çağdaş Kıpçak lehçelerinde de varlığını sürdüren (Öner, 2012, s. 709, 715, 717, 719, 2013, s. 17-18; Yazıcı Ersoy, 2012, s. 766, 768, 769, 775) /ŋ/ ~ /g/ değişmesinin bir yansıması olarak düşünülebilir:
Aşağıda sunulan örneklerde ise, damak n’si hem MK’de hem de DK’de (غ( harfi ile gösterilmiştir:
Kelime Başı /b/~/m/ Kullanımı
Kıpçak Türkçesi metinlerinde, kelime başında /b/’li örneklerle /m/’li örnekler yan yana görülse de genellikle /m/ ünsüzü kullanılmıştır (Güner, 2020, s. 84). İncelenen yazmalarda da kelime başı /b/~/m/ kullanımı standart değildir. Lakin DK, MK’ye nazaran daha çok kelime başı /m/ ünsüzü ihtiva etmektedir. Zira MK’de /b/’li yazılan bazı kelimeler, DK’de /m/’li yazılmıştır. Cihan Doğan, bu özellikleri XV. yüzyıl Memlûk Türkçesi özellikleri olarak tanımlamaktadır. XV. yüzyıl başında baskın sesin /m/ olduğunu, yüzyıl ortalarından itibaren ağırlığın /b/ sesine geçtiğini ifade eden Doğan, her ne kadar Oğuzcaya geçilirse geçilsin eskicil /m/’li örneklerin de seyrek olarak görüldüğünü belirtmektedir (2022, s. 130). Yazmalardaki ilgili örneklerden bir kısmı aşağıda gösterilmektedir:
Ünsüz Değişmesi
Abdest > avdaz örneği: Tarihî Türk yazı dillerinde Eski Uygurcadan itibaren görülen iç seste /-b-/ > /-v-/ değişikliğinin; Karahanlı, Harezm, Altınordu, Kıpçak ve Oğuz sahalarına da yansıyarak bugüne kadar geldiği bilinmekte ve bu değişikliğin esas olarak Oğuz Türkçesine ait olduğu ifade edilmektedir (Akar, 2018, s. 122; Ergin, 2013, s. 84; Karaağaç, 2016, s. 177; Timurtaş, 2012, s. 55). Bu çerçevede, incelenen yazmalarda görülen abdest ~ avdaz kullanımı, oldukça dikkat çekicidir. Zira MK’de abdestlü şeklinde kullanılan kelime, DK’de avdazlu şeklinde geçmiştir. Kelimenin avdaz formu, genellikle Kıpçak Türkçesiyle ilişkilendirilmekle birlikte (Güner, 2020, s. 90; Karamanlıoğlu, 1994, s. 15; Özkan, 2018, s. 65; Toparlı vd., 2019, s. 16), XIV. yüzyıl tarihli Garib-nâme (Yavuz, 2000, s. 383) ve Kısas-ı Enbiya (E. Yılmaz vd., 2013, s. 623) adlı eserlerde görülen tanıklıklar sebebiyle Oğuz Türkçesine de bağlanabilir (Aksoy & Dilçin, 2019, s. 282). Kelimede görülen /-s/ > /-z/ değişimi de Oğuz Türkçesi özelliği olarak yorumlanabilir (Çoşkun, 2010, s. 95; Doğan, 2022, s. 111). Dolayısıyla, Farsça abdest kelimesinin; Memlûk sahası metinlerinde görülen avdaz formunun, bölgedeki Türkçe konuşan halkın önemli bölümünü oluşturan Oğuzlarla farklı Türk boylarının lehçe temas sürecinde oluştuğunu söylemek mümkündür (Doğan, 2022, s. 97).
Ünsüz Türemesi
Kıpçak Türkçesinde, /i, e, é/ ünlüleriyle başlayan kelimelerde genellikle başta bir /y-/ türemesi görülür (Güner, 2020, s. 102). İncelenen nüshalarda esir kelimesi, DK’de Kıpçak Türkçesinde de olduğu gibi (Toparlı vd., 2019, s. 319) /y/’li görülürken MK’de Arapçadaki aslında olduğu gibi /y/’siz kullanılmıştır:
Şekil Bilgisi Hususiyetleri Bakımından Karşılaştırma
Sıfat-Fiil Eki Kullanımları
Kıpçak Türkçesinde ekin -GAn, -Kan şekilleri yaygın olarak görülmekle birlikte bilhassa Türkmen etkisinin görüldüğü metinlerde -An şekli de bulunur (Güner, 2020, s. 353). Cihan Doğan; Memlûk temas lehçesiyle yazılan eserlerde, kelime içi -G- ~ -Ø- değişkeli kullanımının görüldüğünü ifade etmektedir (Doğan, 2022, s. 130-131). İncelenen yazmalarda, ekin hem -An şekli hem de -GAn şekli kullanılmıştır. Aşağıda verilen örneklerde, DK’de -GAn sıfat-fiil ekinin kullanıldığı kelimelerde, MK’de -An sıfat-fiil ekinin kullanıldığı görülmektedir:
Aşağıda verilen örneklerde ise, DK’de -GAn sıfat-fiil ekinin kullanıldığı kelimelerde, MK’de -dUK sıfat-fiil eki kullanılmıştır. Bu husus, daha önce Cihan Doğan tarafından da ele alınmıştır. Doğan, XV. yüzyıl Memlûk Türkçesiyle kaleme alınan eserlerde -DUK ve -GAn sıfat-fiil eklerinin değişkeli kullanıldığı belirtmektedir (2022, s. 196-197).
Zarf-Fiil Eki Kullanımları
Yukarıda işaret edilen husus, sıfat-fiil eki ile bulunma veya ayrılma hâli eki ya da sıfat-fiil eki, iyelik eki, zamir n’si ve ayrılma hâli eki kombinasyonlarından oluşan -GAndA, -GAndAn ~ -dUḳdA, -dUḳdAn ve -dIGındAn zarf-fiil eklerinde de görülmektedir:
Sıfat-fiil ve zarf-fiil ekleri yanında yalan kelimesinde de -G- ~ -Ø- değişkeli kullanımına tesadüf edilmiştir. MK’de yalan kelimesinin geçtiği bazı yerlerde, DK’de yalġan kelimesi kullanılmıştır:
Sıfat-Fiil veya Geniş Zaman Eki Kullanılması
Aşağıdaki ifadelerde, DK’de -GAn sıfat-fiil eki kullanılırken MK’de -(u)r geniş zaman ekiyle fiil çekimi yapılmıştır:
Çekimlerde Şahıs Zamiri ya da Şahıs Eki Kullanılması
Kıpçak sahası eserlerinde, isim ve fiil çekimlerinde şahıs zamirlerinin kullanıldığı bilinmektedir (Güner, 2020, s. 217-219, 224-230). Bununla birlikte, Tuhfetü’z-Zekiyye, Bulgatü’l-Müştâk ve Kitâbü’l-İdrâk gibi eserlerde -Türkmence kaydıyla verilen örneklerde- çekimler şahıs ekleriyle de yapılır (Güner, 2020, s. 224). Ele alınan iki yazmada da isim ve fiil çekimleri hem şahıs zamirleriyle hem de şahıs ekleriyle gerçekleştirilmiştir. Öğrenilen geçmiş zaman, görülen geçmiş zaman, gelecek zaman ve geniş zaman çekimlerinin yanı sıra, geniş zamanda bildirme kiplerinin de şahıs zamirleriyle yapıldığına dair pek çok örnek bulunmaktadır. Aşağıda verilen örneklerde ise MK’de şahıs ekiyle çekimlenen isim ve fiil tabanlarının, DK’de şahıs zamirleriyle kullanıldığı görülmektedir:
Geniş zamanda bildirme çekimi 2. teklik şahıs.
Geniş zamanda bildirme çekimi 1. çokluk şahıs.
Geniş zaman 1. teklik şahıs çekimi.
Geniş zaman 1. çokluk şahıs çekimi.
Geniş zaman 2. teklik şahıs çekimi.
Görülen geçmiş zaman (teklik ve çokluk) 2. şahıs çekimleri.
Memlûk Kıpçak Türkçesinde genel olarak görülen geçmiş zaman çekiminde iyelik kökenli şahıs ekleri kullanılmasına rağmen, az da olsa şahıs zamirleriyle yapılan çekimlerin bulunduğu da bilinmektedir (Güner, 2020, s. 205). Toker, bu hususa ayrıntılı biçimde değinmiş; Ebû Hayyan tarafından kaleme alınan Kitâbü’l-İdrâk li-Lisâni’l-Etrâk’te de bu kullanıma işaret edildiğini belirtmiştir (2024, s. 32). Ayrıca Toker, Ali Fehmi Karamanlıoğlu’nun, söz konusu şeklin Kitâbü’l-İdrâk dışındaki mevcut dönem eserlerinde tespit edilememesi sebebiyle Ebû Hayyan’ın verdiği bilgilerin “olanı” değil, “olması gerekeni” yansıtıyor olabileceği yönündeki görüşüne değinmekte; Ebû Hayyan’ın zikrettiği ve Karamanlıoğlu’nun tereddütle yaklaştığı bu hususun, Memlûk Kıpçak Türkçesinde “olması gerekeni” değil, “olanı” gösterdiğinin Bursa, Isparta ve Manisa nüshalarında yer alan onlarca örnek üzerinden açıkça anlaşılabildiğini belirtmektedir (2024, s. 32). Bu durum, DK’de de görülmektedir. Bazı örnekleri şöyle gösterilebilir:
Aşağıda verilen örneklerde, MK’de şahıs ekleriyle yapılan çekim, DK’de şahıs zamirleriyle gerçekleştirilmiştir:
Bu bölümde verilen örneklerde ise, MK’de; DK’nin aksine, kelimelerin görülen geçmiş zaman yapısı kullanılmadan tercüme edildiği görülmektedir. Ayetin bütününe bakıldığında, MK’nin müstensihinin bu yapıyı yanlışlıkla kullanmadığı söylenebilir. Zira söz konusu ayetin tercümesi, DK’de daha anlamlıdır: Sen oḳumazdı-sen bu Ḳur’ān inmezden öŋdin bir kitābı daḫı yazmazdı-sen ṣaġ elüŋ bile ol vaḳtde şek eylerdi bāṭıl üstine olanlar. (DK 205b/3) Sen oḳumaz bu Ḳur’ān inmezden öŋdin bir kitāb daḫı yazmazdan ṣaġ elüŋ bile ol vaḳtde şek eylerdi bāṭıl üstine. (MK 284b/6-8)
Öğrenilen geçmiş zaman 2. teklik şahıs çekimi.
Ek ve Çekim Farklılıkları
Bu bölümde verilen örneklerde, nüshalar arasında görülen ek ve çekim farklılıklarından bazıları sunulmaktadır: İlk örnekte DK’de karnum kelimesine sadece +da bulunma hâli eki getirilmişken, MK’de buna ek olarak +ḳı aitlik eki de kullanılmıştır. İkinci örnekte ise DK’de cümle +dur bildirme ekiyle tamamlanmış; MK’de ise belirtme hâli ekiyle kurulan eksiltili bir yapı tercih edilmiştir:
Aşağıda verilen ilk örnekte, DK’de bildirme fonksiyonu ol- fiiliyle yapılırken MK’de bu işlev için +dur eki kullanılmıştır. İkinci örnekte ise maḥṣūṣ ismi, DK’de eyle- yardımcı fiiliyle geniş zamanda çekimlenirken, MK’de +dur ekiyle bildirme çekimi yapılmıştır:
Kelime Hazinesi Hususiyetleri Bakımından Karşılaştırma
Nüshalar arasında kelime hazinesi açısından ciddi ayrılıklar yoktur. Ancak, bazı ayet tercümelerinde küçük de olsa farklılıklar olduğu görülmektedir. Bilhassa, MK’de Oğuzca denk-çifti görülen kelimelerin, DK’de Kıpçakça denk-çiftlerinin kullanılması dikkat çekicidir. İlgili örneklerden bazıları aşağıda gösterilmiştir:
Kıpçak/Oğuz Saha Farklılığı Sebebiyle Değişiklik Görülen Ayet Tercümeleri
DK’de neçük kelimesinin kullanıldığı tercümede MK’de niçün kelimesi kullanılmıştır:
DK’de barça kelimesinin yer aldığı ibarede, MK’de cemı̇ ̄ ʿ kelimesi kullanılmıştır:
DK’de Kıpçakça tap- fiilinin geçtiği tercümede, MK’de Oğuzca denk-çifti bul- fiili kullanılmıştır:
Eş Anlamlı Kelimeler Kullanılması Sebebiyle Farklılık Görülen Ayet Tercümeleri
İlgili hususun bazı örnekleri, farklılıklar altı çizili şekilde vurgulanarak aşağıda gösterilmiştir:
Mütercim veya Müstensih Tasarrufları Bakımından Karşılaştırma
Mütercim veya Müstensihin İmla Hatalarının Görüldüğü Ayet Tercümeleri
MK’de, DK’de görülmeyen ve müstensih yahut mütercimden kaynaklanan yazım yanlışları bulunmaktadır. Nitekim bu yazım yanlışları, MK’nin ilmî neşrini yapan Esra Karabacak’ı da yanıltmıştır. Aşağıda bunlardan bazı örnekler sunulmaktadır:
Bakara suresinin 198. ayetinde yer alan lemine’ż-żāllı̇ ̄n(e) kelimesi, MK’de sehven almışlardan şeklinde tercüme edilmiştir. Buna bağlı olarak Karabacak’ın yayınında da almışlardan şeklinde olan (1994, s. 19) kelime, DK’de metindeki manaya uygun olarak azmışlardan biçimindedir. Ayetin ilgili bölümünün tercümesi şu şekildedir: Egerçi siz beyān eylemezden burun azmışlardan olmışduŋuz. (DK 16b/1)
Âl-i İmrân suresi 127. ayette geçen āibı̇ ̄n(e) ifadesinin tercümesi, MK’de ṣıġınalar şeklinde yazılmıştır. Esra Karabacak da kelimeyi aynen okumuştur (Karabacak, 1994, s. 37). Hâlbuki ṣıġınalar tercümesi, metin içindeki anlama uyumlu değildir. DK’de ise bu kelime anlama uygun biçimde ṣınıġalar -ṣınıḳ- “bozguna uğramak, yenilmek” (M. Toker, 2012)- şeklindedir. Buna göre ayetin tercümesi şu şekilde olmalıdır: Kesmek içün kāfirler ṭarafını yā helāk eylemek içün ḥattā ki münḳalib olalar; ṣınıġalar, maḥrūm olalar. (DK 32b/6-7)
İnsan suresi 12. ayetinin tercümesinde, MK’de vācibleri edemege şeklinde yazılan ve Karabacak tarafından da aynı şekilde okunan ifade (Karabacak, 1994, s. 364), DK’de vācibleri ödemege biçiminde kaydedilmiştir. Bu husus, esasında metinde öde- “yerine getirmek” (Toparlı vd., 2019, s. 209) fiilinin kullanıldığını göstermektedir. Söz konusu bölümün tercümesi şöyle olmalıdır: Vācibleri ödemege, ḥarāmları terk eylemege. (DK 301a/3)
Felak suresi 2. ayetinin tercümesinde, MK’de aynı surenin 3. ayetinin tercümesi verilmiştir. Muhtemelen müstensih ya da mütercim, dalgınlık sonucu her iki ayet için de aynı tercümeyi kaydetmiştir. Esra Karabacak da yazmadaki bu görüntüyü esas alarak hem 2. ayete hem de 3. ayete aynı tercümeyi yazmıştır (1994, s. 396). DK’de ise hem 2. ayetin hem de 3. ayetin tercümesi yer almaktadır:
2. ayet: Taŋrı ta ̒ ālā yaratġan ḫalḳ şerrinden 3. ayet: Gice şerrinden Taŋrı ta ̒ ālāya ṣıġınur-men. (DK 313a/5)
2. ve 3. ayetin altına yazılan tercüme aynıdır: Gice şerrinden Taŋrı ta ̒ ālāya ṣıġınur-men. (MK 450b/6)
İlave Açıklamalar Sebebiyle Farklı Olan Ayet Tercümeleri
Bazı ayet tercümelerinde, DK’de bulunup MK’de yer almayan tefsirî mahiyette açıklamalara rastlanmaktadır. DK’nin mütercimi yahut da müstensihinin tasarrufu olduğu düşünülen bu ilavelerden bazıları, aşağıda sunulan örneklerde altı çizili gösterilmektedir:
Eksiklikler Sebebiyle Farklı Olan Ayet Tercümeleri
Bazı ayetlerin tercümelerinde, MK’de eksik olan kısımların DK’de tam bir şekilde yer almasısebebiyle farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu eksikliklerin ortaya çıkmasında iki temel sebep olabileceği düşünülmektedir. Aşağıda önce muhtemel sebepler; ardından örnekler sıralanmış, MK’de eksik olan bölümler, DK’de altı çizili ile gösterilmiştir.
1. Müstensihin sehven eksik yazmış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Zira bu durum, bazı tercümelerde yardımcı fiilin unutulması, şahıs eklerinin atlanması veya anlam bütünlüğünü etkileyebilecek bir kelimenin tercümede yer almaması gibi eksikliklerle kendisini göstermektedir. İlgili mevzunun bazı örnekleri aşağıda sıralanmıştır:
2. Müstensihin tercihen yazmamasından da kaynaklanıyor olabilir. Zira müstensihler, metinlerinde tasarruf yapma yetkisine sahip olup bazı kelimeleri farkında olarak atlamayı tercih edebilirler:
Sonuç
Satır altı Kur’an tercümeleri üzerine birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen, hâlâ incelenmemiş ve gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen pek çok nüsha bulunmaktadır. Bu çalışmada, daha önce incelenmemiş DK ele alınmış ve yapılan incelemeler neticesinde aşağıda sunulan sonuçlara ulaşılmıştır:
1. Araştırmada, DK; kendisine çok benzer olduğu düşünülen MK ile mukayese edilerek incelenmiştir. Böylece hem Türk dili ve kültürü tarihinde önemli bir yere sahip olan satır altı Türkçe Kur’an tercümeleri literatürüne bir yenisi daha eklenmiş hem de Memlûk Türkçesinin ses, şekil ve söz varlığı özellikleri üzerinde durularak ilgili literatüre küçük de olsa bir katkı sağlanmıştır.
2. DK, şimdiye kadar Türkoloji’de bir örnek olarak kabul edilen MK ile büyük benzerlikler taşımaktadır. Bu benzerlikler, iki nüshanın ya ortak bir ana nüshadan istinsah edildiğini ya da birbirlerinden kopyalandığını göstermektedir. DK’de kelime veya kelime grupları bazında ciddi bir eksikliğin bulunmaması, Felak suresinin 2. ayetinin tercümesinin MK’de yer almayıp DK’de bulunması, DK’de Kıpçakça unsurların daha fazla olması gibi hususlar dikkate alındığında, bu nüshanın MK’den daha eski olduğu veya daha eski bir ana nüshadan kopyalandığı söylenebilir. Bununla birlikte, DK müstensihi ya da müterciminin kaynak metindeki eskicil unsurlara daha az müdahale ettiği de düşünülebilir.
3. DK; ses, şekil ve kelime hazinesi özellikleri açısından MK’den çok büyük farklılıklar göstermemekle birlikte; müstensih yahut mütercimlerin ağız özelliklerini yansıtan anlamlı farklılıklar taşımaktadır. Nitekim MK’de Oğuzca unsurların daha baskın olduğu görülürken, DK’de, Kıpçakça özelliklerin hâkim olduğu görülmüş ve bu durum, mütercim yahut müstensihlerin ağız hususiyetlerini takip etme imkânını doğurmuştur.
4. DK’de fiziki eksikliklerin olduğu görülürken MK’de ise, müstensihten kaynaklanan bazı eksiklerin olduğu görülmüştür. DK’de Mushaf’ın bazı bölümleri (Nâzi‘ât suresinin son kısmının yer aldığı sayfa, Abese suresine ait sayfalar, Tekvîr suresinin ilk 18 ayetini içeren bölüm, Gâşiye suresinin tamamı ve Fecr suresinin ilk 23 ayetini kapsayan bölümler gibi), zaman kaynaklı aşınmalar sebebiyle kopup kaybolmuştur. MK’de ise müstensihten kaynaklanan eksiklikler bulunmaktadır. Zira müstensihin yanlış ve eksik yazdığı pek çok kelime ve ibarenin tam ve doğru şekli DK’de bulunmaktadır.
5. DK’yi MK’den ayıran ufak tefek farklılıklardan biri de bazı ayet tercümelerinde MK’de bulunmayan tefsirî nitelikli ilave açıklamaların DK’de yer almasıdır. Bu durum, DK’nin müstensihi ya da müterciminin, metne daha fazla tasarrufta bulunan ve eğitimli bir şahsiyet olduğu düşüncesini akla getirmektedir.
6. Bu çalışmada ele alınan DK ile MK arasındaki benzerliğin tespit edilmesi, söz konusu nüshaların tenkitli bir neşrinin hazırlanmasına imkân tanımaktadır. Böylece hem DK’de fiziken eksik olan kısımlar MK ile tamamlanabilecek hem de MK’deki eksikler ve imla hataları DK sayesinde düzeltilebilecektir.
7. Çeşitli yayınlarda, birbirinden istinsah edilen ve birbirinin aynısı olduğu tespit edilen pek çok satır altı Kur’an tercümesinin bulunduğu ifade edilmiştir (İnan, 1961, s. 17-21; Hamidullah, 1965, s. 65-80; M. Toker, 2011, s. 32; Solmaz, 2016, s. 401-402; Argunşah, 2019, s. 657; Şimşek, 2019, s. 60-63, 2021, s. 68; Yaldız, 2025b, s. 41-47). Bu çalışmada da daha önce benzer nüshası olmadığı bilinen MK ile benzerlik gösteren bir başka nüshanın varlığı ortaya konulmuştur. Daha önce, Havva Yaldız da “Mevlana Müzesinde Muhafaza Edilen Türkçe Satır Altı Kur’an Tercümeleri Üzerine” adlı bildirisinde, yalnızca Nas suresinin tercümesi bulunan Mevlana Müzesi 22 numaralı nüshadaki tercümenin, MK ile tamamen aynı olduğunu belirtmiştir (Yaldız, 2025a, s. 663-664). Böylece bu üç nüshanın ortak bir ana nüsha ya da nüshalara dayandığı söylenebilir.
8. Türkoloji’de Bursa, Isparta, Manisa ve Süleymaniye Kütüphanesi 3966 numaralı nüshanın Memlûk sahasına ait olduğu bilinmekteydi. Bu çalışmayla DK de bu gruba eklenmiş ve böylece Memlûk sahası Kur’an-ı Kerim tercümeleri sayısı beşe yükselmiştir.
Kaynakça
Ağca, F. (2012). Eski Türkçe metinlerde /ŋ/ ~ /g/ değişkenliği üzerine. Türkbilig, 13(23), 69-82.
Akar, A. (2018). Oğuzların dili Eski Anadolu Türkçesine giriş. Ötüken.
Aksoy, Ö. A., & Dilçin, D. (Ed.). (2019). Tarama sözlüğü: XIII. yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla (5. bs., C 1). Türk Dil Kurumu.
Argunşah, M. (2019). Harezm Türkçesiyle yapılan Kur’an çevirisinin beş nüshası. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, 8(2), 654-698.
Argunşah, M. (2021). Memlûk sahasında Harezm-Altın Ordu Türkçesi etkisinde yazılan eserler. Y. Şimşek (Ed.), Orta Türkçe döneminin ilk evresi sorunları ve çözüm örnekleriyle Harezm Türkçesi içinde (s. 43-61). Akçağ.
Blaesing, U. (2013). Adina’sız bir adina ertesi, satır arası Kur’an tercümelerine dair yeni malumat. Türk Dilleri Araştırmaları, 23(1), 10-18.
Çoşkun, M. (2010). Türkçenin ses bilgisi. IQ Kültür Sanat.
Demirci, J. (2003). Cumhuriyet’in 80. yılında Türkiye’de Memlûk-Kıpçak Türkçesi çalışmaları. Türkoloji Dergisi, 16(2), 53-63.
Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi (genel not bölümü). (t.y.). Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi. https://yazmaeserler.diyanet.gov.tr/details?id=4246&materialType=YE&query=Kur%27an
Doğan, C. (2022). XIV-XV. yüzyıl tarihî Türk yazı dillerinde lehçe karışmaları. Türk Dil Kurumu.
Doğan, C. (2023). XIV. yüzyıl başı Memlûk Türkçesiyle yazılmış eserlerin imlası üzerine bazı notlar. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, (76), 155-178.
Eckmann, J. (1986). Memlûk-Kıpçak edebiyatı. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 30-31(1982-1983), 85-99.
Eckmann, J. (2017). Harezm, Kıpçak ve Çağatay Türkçesi üzerine araştırmalar (O. F. Sertkaya, Ed.; 5. bs.). Türk Dil Kurumu.
El-Kur’ânü’l-Kerîm. (t.y.). [Satır altı Kur’an tercümesi, Demirbaş No. 000073]. Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi. https://yazmaeserler.diyanet.gov.tr/details?id=4246&materialType=YE&query=Kur%27an
Ercilasun, A. B. (2004). Başlangıçtan yirminci yüzyıla Türk dili tarihi (17. bs.). Akçağ.
Ergin, M. (2013). Türk dil bilgisi. Bayrak.
Ergüzel, M. (1999). Şirvanlı Mahmud Tarihî İbn-i Kesir tercümesi. Türk Dil Kurumu.
Ertane Baydar, A. S. (2018). Memluk Kıpçak Türkçesinde edatlar. Sonçağ.
Gül, A. (2019). British Library OR 9515’teki Türkçe Kur’an tercümesi (giriş-metin-notlar-dizin). Türk Dil Kurumu.
Güner, G. (2020). Kıpçak Türkçesi grameri. Türk Dil Kurumu.
Güngör, O. C. (2018). Memluk Kıpçak Türkçesinde ikilemeler. The Journal of Academic Social Science Studies, (65), 105-122.
Hamidullah, M. (1965). Kur’an-ı Kerim’in Türkçe yazma tercümeleri. Türkiyat Mecmuası, (14), 56-80.
İnan, A. (1953). XIII.-XV. yüzyıllarda Mısır’da Oğuz-Türkmen ve Kıpçak lehçeleri ve “Halis Türkçe”. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 1, 53-71.
İnan, A. (1961). Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tercemeleri üzerinde bir inceleme. Diyanet İşleri Başkanlığı.
Karaağaç, G. (2016). Türkçenin dil bilgisi (3. bs.). Akçağ.
Karabacak, E. (1992). Manisa İl Halk Kütüphanesi’ndeki satır-arası Kur’an tercümesi (Giriş-metin-dizin) (Tez No. 24203) [Doktora tezi, Marmara Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Karabacak, E. (1994). An inter‐linear translation of the Qur’an into Old Anatolian Turkish‐Eski Anadolu Türkçesi satır arası Kur’an tercümesi, Part I: Introduction and text‐1. Kısım: Giriş ve metin. Harvard University, Department of Near Eastern Languages and Civilizations.
Karabacak, E. (1997). An inter-linear translation of the Qur’an into old Anatolian Turkish: Introduction, text, glossary and facsimile (Part III: Facsimile of the MS Manisa İl Halk Library No. 931 section one: 1–224). Harvard University, Department of Near Eastern Languages and Civilizations.
Karabacak, E. (1999). An inter-linear translation of the Qur’an into old Anatolian Turkish: Introduction, text, glossary and facsimile (Part III: Facsimile of the MS Manisa İl Halk Library No. 931 section two: 224–451). Harvard University, Department of Near Eastern Languages and Civilizations.
Karahan, A. (2006). Memlûk-Kıpçak Türkçesi sözvarlığı: Yansıma fiiller üzerine bir inceleme. Türklük Bilimi Araştırmaları, (20), 105-124.
Karamanlıoğlu, A. F. (1994). Kıpçak Türkçesi grameri. Türk Dil Kurumu.
Karamanlıoğlu, A. F. (2019). Gülistan tercümesi. Türk Dil Kurumu.
Kaymaz, Z., & Bulut, A. (2019). Bazı Memlûk Türkçesi sözlüklerindeki gölge kelimeler üzerine. IX. Uluslararası Türkoloji Kongresi Türk Kültür ve Medeniyetinin Sürekliliği (20-22 Ekim 2021) Bildiri Kitabı içinde (s. 463-479). Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi.
Korkmaz, Z. (2020). Türkiye Türkçesinin temeli Oğuz Türkçesinin gelişimi (2. bs.). Türk Dil Kurumu.
Köse, A. (2019). Memluk Türkçesinde at ve atçılık terimleri (Tez No. 587245) [Yüksek lisans tezi, Yozgat Bozok Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Kun, T. H. (1941). Die Mameluk-Kiptschakischen Sprachstudien und die Handschriften in Stambul. Körösi Csoma Archivum, (3), 77-83.
Kur’ân-ı Kerîm. (t.y.). [Satır altı Kur’an tercümesi, Demirbaş No. 931]. Manisa İl Halk Kütüphanesi. https://portal.yek.gov.tr/works/detail/92395
Küçük, M. (2001). Eski Anadolu Türkçesi dönemine ait satır arası ilk Kur’an tercümesi (inceleme-metin-dizin) (Tez No. 100016) [Doktora tezi, Ankara Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Küçük, M. (2014). Eski Anadolu Türkçesi dönemine ait satır arası ilk Kur’an tercümesi. Türk Dil Kurumu.
Mansuroğlu, M. (1988). Eski Osmanlıca. M. Akalın (Ed.), Tarihi Türk şiveleri içinde (s. 247-276). Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Muhammed, R. (2021). Memlûk Türkçesinde ekler ve işlevleri. Türk Dil Kurumu.
Müfettişoğlu, C. (2006). Karışık dilli bir Kur’an çevirisi yazmanın 037b-072a yaprakları üzerinde dil incelemesi (Tez No. 217296) [Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Ölmez, M. (2010). Eski Türk yazıtlarının yeni bir yayımı nasıl olmalıdır? I. Uluslararası Uzak Asya’dan Ön Asya’ya Eski Türkçe Bilgi Şöleni bildirileri içinde (s. 211-220). Afyonkarahisar Afyon Kocatepe Üniversitesi.
Öner, M. (2012). Tatar Türkçesi. A. B. Ercilasun (Ed.), Türk lehçeleri grameri içinde (2. bs., s. 679-748). Akçağ.
Öner, M. (2013). Bugünkü Kıpçak Türkçesi (2. bs.). Türk Dil Kurumu.
Özkan, A. (2018). Kitâb-ı mukaddime-i Ebu’l-Leysi’s-Semerkandî, giriş-inceleme-metin-dizinler-tıpkıbasım. Palet.
Öztopçu, K. (2007). Kısa Memlûk Kıpçakçası grameri. Türk Dilleri Araştırmaları [Festschrift in Honor of András J. E. Bodrogligeti], (17), 249-282.
Öztürk, A. (2018). Memlûk Türkçesi bir Kıpçak lehçesi midir? Dil Araştırmaları, 12(23), 173-203.
Pritsak, O. (1988). Kıpçakça. M. Akalın (Ed.), Tarihi Türk şiveleri içinde (s. 111- 122). Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Sadykbekov, K. (2015). Memluk Kıpçak Türkçesi ile yazılmış dini eserler ve özellikleri. International Journal of Languages’ Education and Teaching, 3(2), 119-125.
Solmaz, A. O. (2016). Tokat müzesinde sergilenen bir satır arası Kur’an-ı Kerîm tercümesi. Littera Turca Journal of Turkish Language and Literature, 2(1), 439-450.
Soydan, S. (2018). Memlük-Kıpçak Türkçesine ait dört sözlük ve gramer eserlerinde hayvan adları üzerine değerlendirme. Turkish Studies, 13(12), 377-397.
Şimşek, Y. (2019). Satırarası Türkçe Kur’an tercümelerinin birbiri ile ilgisi ve tasnifi. Gazi Türkiyat, (24), 47-65.
Şimşek, Y. (2021). Türkler ve Kur’an. Selenge.
Tekin, T. (1997). Tarih boyunca Türkçenin yazımı. Simurg.
Timurtaş, F. K. (2012). Eski Türkiye Türkçesi XV. yüzyıl gramer-metin-sözlük. Kapı. Toker, M. (2011). Anonim satır altı Kur’an tercümesi I: İnceleme, metin, tıpkıbasım örnekleri. Selçuk Üniversitesi.
Toker, M. (2012). Anonim satır altı Kur’an tercümesi (Dizin) II. Selçuk Üniversitesi.
Toker, M. (2015a). Manisa İl Halk Kütüphanesi 931 numarada kayıtlı olan satır altı Kur’ân-ı Kerîm neşri üzerinde bazı düzeltme teklifleri. Â. Gür (Ed.), Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 40 yıla armağan içinde (s. 73-130). Selçuk Üniversitesi.
Toker, M. (2015b). Manisa İl Halk Kütüphanesi 931 numarada kayıtlı satır altı Kur’an-ı Kerim tercümesinde karşılaşılan bazı ses ve şekil bilgisi özellikleri. N. Uyanık, U. D. Aşcı, M. Zenginbaş ve Y. Demir (Ed.), International Conference on the Changing World and Social Research 1 proceedings book içinde (s. 833-846). Palet.
Toker, M. (2024). Memlûk Kıpçak sahasında yazılmış Kur’an-ı Kerim tercümesi yok mudur? A. Akpınar (Ed.), Tarihî Türkçe Kur’an tercümeleri üzerine araştırmalar içinde (s. 29-57). Kriter.
Toker, O. (2000). Karışık dilli Kur’an tercümesi (varak no:109b-144a) (Tez No. 176085) [Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Toparlı, R., Vural, H., & Karaatlı, R. (2019). Kıpçak Türkçesi sözlüğü (4. bs.). Türk Dil Kurumu.
Uğurlu, M. (1999). Memlûk Türkçesinde zarf-fiilli parçaların dizimi. Türk Dil Kurumu.
Uyansoy-Hillhouse, A. (2006). Karışık dilli Kur’an tercümesi [1a-37a] (Tez No. 214950) [Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Uygun, A. (2006). Karışık dilli bir Kur’an çevirisi yazmanın 144b-183a yaprakları üzerinde dil incelemesi (Tez No. 215612) [Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Uzunkaya, U. (2023). Memlûk Kıpçak Türkçesinin bir alt diyalektinin yeni tasarımı: Mısır Oğuzcası. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (12), 879-914.
Yaldız, H. (2025a). Mevlana Müzesinde muhafaza edilen Türkçe satır altı Kur’an tercümeleri üzerine. A. Manafidizaji (Ed.), Selçuk 13. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi Bildiriler Kitabı içinde (s. 651–665). Academy Global Conferences & Journals.
Yaldız, H. (2025b). Satır altı Kur’an tercümesi geleneği ve Mevlana Müzesi 19 numaralı nüsha (inceleme-çeviri yazılı metin-dizin). Palet.
Yavuz, K. (2000). Âşık Paşa Garib-nâme: I/1. Türk Dil Kurumu.
Yazıcı Ersoy, H. (2012). Başkurt Türkçesi. A. B. Ercilasun (Ed.), Türk lehçeleri grameri içinde (2. bs., s. 749-810). Akçağ.
Yılmaz, E., Demir, N., & Küçük, M. (2013). Kısas-ı enbiya (metin-sözlük-dizin-notlar). Türk Dil Kurumu.
Yılmaz, R. (2007). Karışık dilli Kur’an tercümesi (Yaprak No: 183b-222a) (Tez No. 215018) [Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Yüce, N. (1993). Eine neu entdeckte Handschrift des Mitteltürkischen. J. P. Laut & K. Röhrborn (Ed.), Sprach- und Kulturkontakte der türkischen Völker: Materialien der zweiten Deutschen Turkologen-Konferenz Rauischholzhausen içinde (Veröffentlichungen der Societas Uralo-Altaica Band 37, s. 221–227). Harrassowitz.
Zajaczkowski, A. (1958). Vocabulaire arabe-kiptchak bulġat al-mustāq fî luġat at-Turk wa-l-Qifzāq. Panstwowe Wydawnictwo Naukowe.
