Köktürk zamanından itibaren “almak; (bodun, il, törü sözleriyle veya bodun adlarıyla) ele geçirmek, fethetmek, zapt etmek; ganimet almak, tutsak etmek; kız almak, evlendirmek; (sab sözüyle) bilgi almak, mesaj almak” (Şirin, 2020, s. 719) anlamlarıyla tanıklanan al- eylemi Türkçede en sık kullanılan ve en çok türeve sahip olan fiillerden biridir. Ercilasun, fiilin bu anlamlarına ek olarak “ad almak”, “söz dinlemek” anlamlarını da kaydeder (2021, s. 168). Clauson, “(kep, eyer vb.) çıkarmak, (satın) almak, bir borcu tahsil etmek” anlamlarını verir ve eylemin Eski Türkçede genellikle askerî harekatla ilgili olarak “ele geçirmek, esir almak” anlamıyla kullanıldığını vurgular (1972, s. 124). Röhrborn, al- eylemini ayrıca “kapmak, getirmek, kazanmak, sahip olmak, ödünç (borç) almak, kullanmak, faiz karşılığında kiralamak, vergi toplamak, haksız yere almak, çalmak, yakalamak, kaçırmak, tutuklamak, (hediye olarak) kabul etmek, evlenmek, koca olarak almak, tadını çıkarmak, talepleri dinlemek, (emir vb.) uymak, taahhüt etmek, anlamak, keşfetmek, (kendin için) yapmak, devam etmek” vb. pek çok anlamla verir ve eylemin alıg “sersem, aklını kaybetmiş”, alıl- “alınmak”, alım “ticaret, vergi, harç”, alımcı “alacaklı”, alın- “kabul etmek, almak, seçmek, kaydetmek”, alınç “satın alma, kazanç, gelir”, alınçlıg “kazanma”, alınçsız “işsiz, istihdamsız” ve alış “ticaret”, alış- “karşılıklı almak”, alışdur- “(elinde) tutmak” türevlerini kaydeder (1977, s. 85-94). Drevnetyurskiy Slovar’da al- anlamı ilk kez Eski Uygur Türkçesi metinlerinde tanıklanır[1] (Polat, 2024, s. 166). Yazıtlar Türkçesinde eylemin sadece alın- “eş olmak, evlenmek”[2] , altız- “yakalatmak” türevleri kullanılır. Köktürkçede kullanılan alın- eyleminin eylemi için kaydedilen “karşılığında almak” (Nadalyayev vd., 1969, s. 32) yani “takas etmek” Eski Uygur Türkçesinde alınç “kazanç, gelir”, alınçlıg “kazanç”, alınçu “eş, karı, evlenme yoluyla elde edilmiş”, alınçu hatun “evlenme yoluyla elde edilmiş kadın” gibi kullanımları görülür, altız- eylemi de “çaldırmak” (Wilkens, 2021, s. 29, 39) manasıyla kullanılmaya devam eder. Erdal da, Eski Uygur Türkçesinde en fazla türemesi olan fiillerden birisi kabul ettiği al- fiilinin alın- “kabul edilmek”, alış- “birbirinden almak”, alsık- “hırsızlığa kurban olmak”, altız- “bir kişinin, dikkatsizlik yüzünden bir nesnesini çaldırması”, altur- “aldırmak”, alılmış “alınmış” biçimlerine yer verir (2022, s. 140-141), ek olarak OTWF’de de alık (<*alı-k), alış, alınç, alınçu, alım, almır (<*alı-mır), (öç käk) al-/alış- türevlerini inceler. Alış- eylemini “birbirinden almak” (“to take from one another”) anlamıyla verir ve öç käk al-/alış- ve älig alış- kullanımlarını kaydeder (1991, s. 553).
Pek çok türevi ve geniş anlam dünyasıyla hem tarihî hem çağdaş Türk lehçelerinde kullanılan al- eyleminin alın-, alıngan, aldır(ma)-, aldırış, alım, alımlı ve alış- gibi türevleri Batı Türkçesinde mecazlaşarak farklı anlamlar kazanmıştır. Yazıtlar Türkçesinde “evlenmek” manasındaki alın- eylemi, Güncel Türkçe Sözlük’te “alma işi yapılmak, elde edilmek, uyarlanmak” anlamlarının yanı sıra mecaz olarak “bir sözün bir davranışın kendisine söylendiğini veya yapıldığını sanarak incinmek” anlamındadır (Türk Dil Kurumu, t.y.b). Aldır- eylemi “alma işini yaptırmak, getirilmesini sağlamak, vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sağlık sebebiyle çıkarttırmak, başkasına kaptırmak, bir nesneyi bir kaba veya yere sığdırmak” anlamının yanı sıra mecaz olarak “birine veya bir şeye önem vermek, değer vermek” anlamındadır, yine Eski Uygur Türkçesinde “vergi, borç” vb. anlamlarda kullanılan alım sözü “almak işi” anlamının yanı sıra mecaz olarak “çekicilik” anlamında, Karahanlı Türkçesi eserlerinden Dîvânu Lugâti’t-Türk’te alımlıg “alacaklı, hak sahibi” (Ercilasun & Akkoyunlu, 2015, s. 548) anlamıyla tanıklanan alımlı türevi de doğrudan “çekici” anlamında kullanılır. Şunu da eklemek gerekir ki bu mecazlaşmalar sadece Batı Türkçesine has değildir. Örneğin, Karaçay-Malkar Türkçesinde alın- eylemi “delirmek, çıldırmak; kızmak, öfkelenmek, huysuzluk etmek, ortalığı birbirine katmak”, alıngan “deli, çılgın, çıldırmış” (Tavkul, 2020, s. 80), benzer şekilde Hakas Türkçesinde alın- (almak, alınmak temel anlamının yanı sıra) “akıldan yoksunlaşmak, aptallık etmek; (hayvanlar için) kudurmak”, alındır- “delirmek, çıldırtmak” (harah alındır- “aptal yerine koymak, göz boyamak”, sağış alındır- “aklını başına getirmek”), alınğan “kuduz” (Arıkoğlu, 2005, s. 38), Kırgız Türkçesinde alın- “hoşa gitmek, itimat ve sempati kazanmak” (Yudahin, 1998, s. 27) anlamlarında tanıklanır.
Al- eyleminin en dikkat çeken türevlerinden biri de Türkiye Türkçesinde “bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek; yadırgamaz duruma gelmek; uyar duruma gelmek, intibak etmek; sürekli ister olmak, bağımlılık kazanmak; ısınmak; yaban hayvanı evcil duruma gelmek; tutuşmak” vb. geniş anlam dünyasıyla kullanılan alış-[3] eylemidir. Eylem, ilk kez Eski Uygur Türkçesinde tanıklanır. Wilkens, alış- eylemini “karşılıklı almak, (el ele) tutuşmak”, alıştur- türevini de “elde çapraz tutmak” (2021, s. 29) anlamıyla kaydeder. Röhrborn da, alış- “karşılıklı almak”, alışdur- “(elinde) tutmak” olarak verir (1977, s. 94). Clauson, alış- eylemini “almak, birbirinden almak” vb. anlamlarla kaydeder. Bütün çağdaş lehçelerde kullanımının sürdüğünü Osmanlı Türkçesinde (istisna olarak) “bir şeye alışmak”, (XV. yy.) Çağatay Türkçesinde “takas etmek” ve mecaz olarak da kavga etmek, kapışmak”, “soymak, birbirinden almak”, Kuman Türkçesinde (XIV. yy.) “takas etmek” anlamlarıyla verir (1972, s. 153). Drevnetyurkskiy Slovar’da alış (I) “borç tahsilatı; vergi, ağnam ve öşür”, alış beriş (ikileme) “ticaret, alış ve satış”, alış (II) “nehir ağzı; akan suyun bir su kütlesine kavuştuğu yer”, alış- “birlikte almak, toplamak, alınmasına yardımcı olmak; el ele tutuşmak; (kavgada) boğuşmak”, alış- beriş- (alış- hem beriş) (ikileme) “karşılıklı olarak paylaşmak”, alış- tutuş- “almak, tutmak, bir şeye tutunmak”, öç kek alış- “birbirinden intikam almak” kullanımları verilir (Nadalyayev vd., 1969, s. 36). Radloff, alışık Krm. Osm. (alış+-k) “müşteri, alıcı; alışkın, yetenekli, bilgisi olan, bir konuya nüfuz etmiş; evcil” olarak verir, alışıklık biçimini de “alışkanlık, yakın tanıdık, dostluk; evcil” anlamlarıyla kaydeder (1893, s. 382-383). Kaynaklarda da belirtildiği üzere alış- eylemi Eski Türkçede genellikle “karşılıklı almak, takas etmek” anlamında kullanılırken mecazlaşarak “uyum sağlamak, evcilleşmek, alışmak” anlamlarında kullanılmıştır. Clauson ve Radloff, eylemin bu anlamlarını Osmanlı Türkçesi ile ilişkilendirir. Radloff, Kırım-Tatar Türkçesinde de bu anlamda kullanıldığını ekler. Radloff’un tespitine ilave olarak belirtmek gerekir ki alış- eylemi Kumuk Türkçesinde “uyum sağlamak, evcilleşmek, alışmak”, alışğan[4] biçimi de “alışkın” (Pekacar, 2011, s. 31), Karaim Türkçesinde alış- “değiştirmek; alışmak, uydurmak, uymak, kendini uydurmak”, alışık “alışkınlık, âdet, alışkanlık” (Baskakov vd., 1974, s. 67) anlamındadır. Kâşgarlı Mahmud, alış- eylemini Dîvânu Lugâti’t-Türk’te “almada yardımcı olmak, birlikte almak” anlamıyla ve ol maŋa alım alışdı “O, alacağım vb. şeyleri almada bana yardımcı oldu” örneğiyle verir. Eylemin alışgan türevini “devamlı olarak alan” anlamıyla kaydeder (Ercilasun & Akkoyunlu, 2015, s. 548).
Alış- eylemi, Harezm Türkçesinde “karşılıklı almak” (Yüce, 2014, s. 86); “alışmak, tutuşmak, beraberce yapmak, yardımlaşmak” (Ata, 1997, s. 21), Kıpçak Türkçesinde alış- (I) “değişmek, değiştirmek, takas etmek”, alış- (II) “tokalaşmak, el sıkışmak” (Toparlı vd., 2007, s. 7-8), Çağatay Türkçesinde alış- “değiş tokuş etmek, karşılıklı almak” (Ölmez, 2020, s. 57) anlamlarında kullanılır. Tarihî Türk lehçelerinde alış- eyleminin “uyum sağlamak, evcilleşmek, alışmak” anlamları tanıklanmaz. Ayrıca, 1310 tarihli Kısasü’l Enbiyā adlı eserde alış- eylemi aynı zamanda “alışmak, tutuşmak” anlamındadır: kökde oynar kol salışur kugu kaz kıl karlugaç / yerde yügrüp cüft alışur as tekiŋ kiş kunduzı (68v/4). Eserde elig alış- “tokalaşmak, el sıkışmak” ve boyun alış- “kucaklaşmak” kullanımlarına da rastlanır: ellig ellig er birle elig alışıp, atlar yarışıp arkış tüşgen yerge keldiler (76r/2), bir hatun eri birle nezzārega çıkmış erdi, kaçan sahabelerniŋ andag sançışıp ölgenlerin kördiler erse ékegü boyun alışıp tokuştılar, şehid boldılar (224v/16) (Ata, 1997, s. 95, 104, 323). Harezm Türkçesi Satır Arası Kur’an Tercümesi’nde de borç alış- “borç alıp vermek” anlamıyla verilir: ol vaktın kim borç alışsangız borç birle, atanmış vaktga tegrü, biting anı (45a/1) (Sağol Yüksekkaya, 1993, s. 34). Alış- eylemi için verilen “el sıkışmak, tokalaşmak” anlamı sadece Harezm Türkçesinde değil Karahanlı ve Kıpçak Türkçesinde de tanıklanır: selam kıldı ötrü alıştı elig/turup evke kirdi bu iki silig (KB) (Arat, 1991, s. 502); Bu, Ebū Ḥanīfe taḳı Muḥammed ḳavlı turur. Taḳı ayıttı Ebū Yūsuf: ḳayırmas öpmek birle taḳı ḳuçaḳlaşmaḳ birle. Taḳı ḳayırmas (2) él alışmaḳ birle (İM). (Toparlı, 2017, s. 325).
Şirin, Köken Bilgisi Sözlüğü’nde, alış- eyleminin Eski Uygurca ve Karahanlıcada “karşılıklı almak; alış veriş yapmak” anlamıyla tanıklandığını, “yanmaya başlamak, alev almak” anlamının Osmanlıcada; “ehlileşmek” anlamının, (alışık türeviyle) Eski Anadolu Türkçesinde görüldüğünü belirtir ve eylemin “âdet edinmek; tekrarlamakla bir şeye uymak” anlamının da Tietze’ye göre “birisiyle alışveriş etmek (ve böylece yakınlık kesbetmek)” anlamından geliştiği bilgisini ekler (Türk Dil Kurumu, t.y.). Köktürk eserlerinde “alışmak” anlamlı bir eyleme rastlanmaz. Eski Uygur Türkçesinde öğren/ öğretin-[5] “okumak, (bir şeye) alışmış olmak, (bir şeye) alışmak, alıştırma yaparak ustalaşmak”, ögretig “uygulama, pratik, alışkanlık, araştırma, öğrenim, karakter, huy”, ögrätig abiyaz “uygulama, alışkanlık”, kayvılan- “evcil, uysal olmak, evcilleştirilmek” gibi kullanımlar ön plana çıkar (Wilkens, 2021, s. 351, 526-527). Ayrıca bäklä- “kilitlemek, bağlamak, sağlamlaştırmak” vb. anlamlarının yanı sıra “evcilleştirmek”, turultur- ve amırtgur- eylemleri de “sakinleştirmek, yatıştırmak, disipline etmek” vb. anlamlarının yanı sıra “uysallaştırmak” (Wilkens, 2021, s. 42, 157, 761) anlamını da taşır. Dîvânu Lugâti’t-Türk’te, awın- “(bir şeyle, biriyle) avunmak; (bir şeye, birine) alışmak”, awınç “bir şeyle avunma, bir şeye alışma”, awınçu “avunulan ve alışılan (şey)/ cariyeler”, yişil- “(el, iş) alışmak” olarak kayıtlıdır (Ercilasun & Akkoyunlu, 2015, s. 564, 978).
Türkçede “alışmak” manasıyla kullanılan en eski ve en yaygın fiilin öğren- olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ögren- “alışmak” anlamıyla sadece Eski Uygur Türkçesinde değil Karahanlı, Harezm, Kıpçak, Çağatay ve Eski Anadolu Türkçesinde de kullanılmaya devam etmiştir. Çağdaş Türk lehçelerinde de “alışmak” anlamı için ortak veya farklı pek çok sözcük tercih edilmekle birlikte[6] öğren- ufak fonetik farklarla aynı manalarda kullanılmaya devam eder: YUyg. ögen-, öğünüp ket-/kal- (Necip, 2013, s. 303); Özb. örgön- (Yaman & Mahmud, 1998, s. 126); KKlp. üyren- (Uygur, 2019, s. 637); Kzk. üyren- (Koç vd., 2019, s. 629); Baş. öyren- (Özşahin, 2017, s. 470); Kzn. öyren- (Öner, 2025, s. 436); KBlk. üren- (Tavkul, 2020, s. 375); Kum. üyren-/ üyrenip qalmak (Pekacar, 2011, s. 361); Kry. ören-~üvr’an-~ügren-~ür’an- (Baskakov vd., 1974, s. 443); Az. öyren- (Akdoğan, 1999, s. 622), Alt. üren- (Gürsoy Naskali & Duranlı, 2019, s. 230); Hks. ügren- “öğrenmek, okumak, alışmak” (Arıkoğlu, 2005, s. 547).
Eski Uygur Türkçesinde ilk kez tanıklanan alış- eyleminin bu dönem eserlerinde kullanımı yaygın değildir, öç käk alış- “karşılıklı intikam almak” ve alıştur- “elde tutmak” kullanımları kaydedilir:
bu yok tözlüg öpkä nızbanıı iyin utzuxup uzun turgaru öç käk alışu ötäk birim ötämäkläri ärsär[7] (TT II B 80-87, s. 425) “Bu asılsız (temelsiz) öfke tutkusu sonucunda (canlılar) yenilgiye uğradığında her zaman intikam alarak borçlarını ödemeleri ise…”
arıg kkirsiz çangv(a)çırıg alışturu tutdaçı … “Aziz Çaŋ Vaçir’i elde çapraz tutup…” (AY, 678/15) (Kaya, 1994, s. 349).
Bu örneklerin dışında Hamilton tarafından yayımlanan Manuscrits Ouıgours du IX-X Siécle de Toven-Houang adlı eserde (Pelliot Chinois 2998) 16 numaralı metin dikkat çekicidir:
Paul Pelliot 2998 verso
1. ……………..ädgü ödkä “………….doğru vakittte”
2. qutluk qut…….yunt “kutsal ………at”
3. yıl beşinç ay altun yalaβaç “yılının beşinci ayında Hotan İmparatorluğu’nun elçileri olarak”
4. kältimiz saçuqa yüz ellig-niŋ “Dunhuang’a Yüz krallar ülkesinin”
5. qız qolagalı qız bultumuz ädgü “kızını istemeye geldik. Kızı aldık. İyi”
6. açıg agrıg bultumuz ög+tägi “bir lütuf ve onur elde ettik. Anne”
7. qan+tägi yana altun el-kä “babamıza ve Hoten’e”
8. esän tükäl tägmäkimiz bolzun “sağ salim ulaşmak dileğiyle.”
9. kim oqısar muŋsuz bay bolzun “Kim (bunu) okursa sıkıntısız ve zengin olsun.”
10. qurug tagda qaplan bolmaz qudug “Kuru dağda kaplan olmaz kuyu”
11. suβında balıq bolmaz keŋ ton “suyunda balık olmaz. Geniş elbise”
12. opramaz keŋäşlig bilig artamaz altun “yıpranmaz nasihatlı bilgi yok olmaz. Altın”
13. sarıgınta körü eşiç qarası yeg yürüŋ “sarısından kazan karası daha iyi. Beyaz”
14. kümüşdä körü ayaq tolusi yeg agıl “gümüşten kadehin dolusu daha iyi. Ağıl”
15. iti alışıq bolsa böriligi töz keyik “iti (çoban köpeği) ehlileştirilse de kökeni kurttur. Geyik”
16. näçä yol bilsä aβçı ança al bilir “ne kadar yol bilse avcı o kadar hile bilir.”
17. bilgä näçä qarısa bilig saβı yaŋılmaz “Bilge ne kadar ihtiyarlasa bilge sözü yanılmaz.”
18. arqar näçä qarısa qaya yolı yaŋılmaz “Muflon (yaban koyunu) ne kadar ihtiyarlasa kayalık yolu şaşırmaz.”
Hamilton, her ikisi de aynı elde yazılan (birinci kısmın ikincisinden daha büyük yazılmıştır) Uygurca el yazmasının eşit uzunlukta dokuz satırdan oluşan iki metin hâlinde olduğunu belirtir. İlk metnin At Yılı’na tarihlendirilen 10. yüzyıla ait bir elçinin bir kâğıdın arkasına yazdığı bir nota karşılık geldiği, (Altın Devlet / Hotan bir prensesle evlenmek için Cha-tcheou’ya geldi.); ikinci metnin ise yedi atasözünden oluşan bir metin olduğu bilgisini ekler (1986, s. 93). Hamilton tarafından 9. ve 10. yüzyıl olarak tarihlendirilen Tunhuang metinlerinin tarihi konusu tartışmalıdır. Ağca, bu metinlerin 1035 yılındaki Tangutların saldırısından önce olduğunu belirtir. Róna-Tas (1968), Doerfer (1993) gibi araştırıcılar ise bazı metinlerin 13-14. yüzyılda yazıldığını ileri sürmüşlerdir. Alışıg sözünün kaydedildiği söz konusu HamTouHou 16 numaralı metin, Doerfer tarafından şart ekindeki değişimden dolayı [alış(ı)k bolsa (14), keyek neçe yol bilse (15)] 13-14. yüzyıllara tarihlendirilmiştir. Bu metinleri, şart ekindeki değişimden dolayı geç tarihli kabul etmek, metinlerdeki diğer dillik ölçütlerin eskicil olmasından dolayı mümkün değildir; metinlerdeki -sAr’lı örnekler standart yazı dilinin; -sA’lı örnekler ise ağızların kodları olarak kabul edilebilir (Ağca, 2021, s. 66). Erdal ise, metinlerden bazılarında kullanılan kelimelerden (Moğ. tuŋak, silär vb.) veya eklerden (-sAr/-sA) bazı metinlerin en erken 13. yüzyıla ait olabileceği ihtimali üzerinde durur (2008, s. 252). Bazı fonem, morfem ve leksik birimlerin kullanımı ölçüt alınarak yapılan tarihlendirmelerin metinlerin anlamlandırılması ve sözcüklerin okunuşunu da doğrudan etkilediğini belirtmek gerekir. Bahsi geçen 16 numaralı metnin tarihi de aynı zamanda alış- eyleminin temel anlamının dışında mecaz anlamıyla kullanımının ilk tanığı kabul edileceğinden önemlidir. Metinde atasözlerinin geçtiği ikinci kısım 15. satırda kaydedilen agıl iti alışıg bolsa böriligi töz cümlesi Hamilton tarafından “Bir çoban köpeği ne kadar uysal olursa olsun, kurt doğası esastır. ”[8] biçiminde aktarılır[9] (1986, s. 95). Hamilton, alış- fiilinin türevi olan ve “alışkanlık kazanmak” anlamına gelen alışık kelimesinin, Eski Türkçede ilk kez burada geçtiğini, Radloff (Wb, I, 382) tarafından alışık sözünün yalnızca Kırım ve Osmanlı lehçesi için verilmiş olsa da “alışkanlık kazanmak” anlamına gelen alış- fiilinin Kazan Tatarcasında da bulunduğunu belirtir (Wb, I, 381) (1986, s. 96). Sertkaya, “Eski Türk Atasözleri” başlıklı çalışmasında burada sözü edilen keyik näçä yol bilsä avçı ança al bilir, king ton opr(a)maz, kng(e)şlig bilig art(a)maz atasözlerinin Dîvânu Lugâti’t-Türk’te de kaydedildiğini açıklar ve ilgili atasözünü Agal iti eliş (?) bolsa börüliki tüz “Ağıl iti eliş(?) olsa kurtluğu tüz{?)” olarak verir, alışıg kelimesini eliş (?) olarak okur, herhangi bir anlam vermez (1983, s. 283-284). Nalbant (2016), “IX.-XI. Yüzyıllar Arası Türk Dünyası Atasözleri Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı çalışmasında, Ölmez (2009), “Tuva Atasözlerinden Seçmeler” başlıklı çalışmasında ilgili atasözüne yer verir, fakat anlamı ile ilgili bir açıklamada bulunmazlar. Eski Türkçede Kalıplaşmış Dil Birimleri başlıklı doktora tezinde Ekmen, atasözünü Hamilton’un anlamlandırmasına uygun olarak “Çoban köpeği ne kadar evcil olursa olsun, onun kurt/kurtluk doğası esastır.” biçiminde aktarır (2024, s. 298). Soyer de, Hamilton’un okumasını ve anlamlandırmasını temel alır (2023, s. 112). Erdal, HamTouen 16, 15’te kaydedilen atasözünü agal (i. e. agıl) iti alış(ı)g bulsa böriliki töz olarak verir ve atasözünü “Ağıl köpeği yakalama (avlanma) fırsatı bulursa, kurtluğu asıl tabiatı olarak ortaya çıkar”[10] şeklinde yorumlar. Eski Uygur yazısında, /k/ ve /g/ seslerinin aynı biçimde yazıldığını belirtir, sözcüğü alışık değil alış-ıg (alış sözünün belirtme durum biçimi) olarak verir, -Xş ekinin geçişli köklerden türeyen formlarının genellikle eylem isimleri olarak kullanıldığı bilgisini ekler. Eski Türkçede genellikle alış beriş şeklinde tanıklanan yapının [alış “alım” (a taking), beriş “verme” (a giving)], Dîvânu Lugâti’t-Türk’te “hak edilen şeyi alıp vermek” anlamında kaydedildiğini ve alış beriş ibaresinin büyük olasılıkla diğer kullanımlarında da bu anlamda olduğunu açıklar (1991, s. 269-270). Erdal, ayrıca ilgili atasözünü aynı şekilde aktarmış ve Hamilton’un alışık bolsa okumasının kabul edilemez olduğunu hem alışık hem alış- “alışık olmak” kullanımlarının Osmanlı Türkçesine özgü olduğunu, Osmanlı Türkçesinin de farklı bir dil olduğunu belirtmiştir (2008, s. 255).
Uygurca atasözünün anlamı ile ilgili herhangi bir problem olmamakla birlikte burada dikkat çeken şey alış- eyleminin kullanımıdır. Çünkü Eski Uygurca devresinde çok nadir tanıklanan alış- “karşılıklı almak”, alıştur- “elde (çapraz) tutmak” manasındadır; alışıg türevi de sadece bu cümlede kaydedilir. (çapraz) tutmak” manasındadır; alışıg türevi de sadece bu cümlede kaydedilir. Yani bu devrede eylemin “alışmak, uyum sağlamak, ehlileşmek” vb. anlamlarına rastlanmaz. Burada alış- eyleminin “ehlileşmek, uyum sağlamak, evcilleşmek” anlamı atasözünün bağlamı için en doğru ve uygun anlam olarak kabul edilebilir. Röhrborn, kök biçim al- fiilinin anlamları arasında “(emir vb.) uymak” anlamını da kaydetmişti, yani al- eyleminin anlamları arasında “uymak” anlamı da vardı. Al- türevindeki “uymak” anlamı düşünüldüğünde bu atasözündeki alışıg biçimi de daha Eski Uygurca devresinde “uysal ve evcil” anlamında mecazlaşma yaşamış olabilir. 12. asra ait Mukaddimetü’l Edeb adlı eserde kökeni tartışmalı olsa da alıg sözü “uysal, mütevazı” [alıg boldı, alçag boldı, nâkes boldı, hör boldı (Yüce, 2014, s. 61)] anlamında verilir. Sağol Yüksekkaya, alıg sözünün Eski Uygur Türkçesinden itibaren tarihî dönemlerdeki ve Anadolu sahasındaki kullanımlarını verir, kelimenin kökeni ile ilgili görüşleri[11] ayrıntılı bir biçimde inceler. Yüce tarafından sözcüğe verilen anlamın başka bir tanığı olmadığını belirtir. Alıg sözü, Anadolu sahasında olduğu gibi tarihî dönemlerde de genellikle “iyi” sözünün zıddı veya “zayıf, ahmak, sersem, aciz, akılsız” vb. anlamlarda tanıklanır (2002, s. 391-404). Bu sebeple alıg sözünün “uysal” anlamındaki bu kullanımına ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Atasözünde geçen alışıg bol- yapısının “uysal olmak” anlamının dışında “değişmek” anlamında da kullanılmış olabileceği düşünülebilir. Alış- eyleminin Eski Türkçede “karşılıklı almak, birlikte almak” vb. anlamlarda kullanıldığını belirtmiştik. Eylemin, Eski Türkçedeki bu temel anlamı ve “karşılıklı almak” anlamından gelişen “değişmek, değiştirmek” anlamı çağdaş Türk lehçelerinin pek çoğunda da tanıklanır (Yeni Uygur Türkçesi, Kazan-Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Hakas Türkçesi vb.) Bu cümlede alışıg bol- ibaresi “değişmek” anlamında da kullanılmış olabilir: “Çoban köpeği ne kadar değişirse değişsin, aslı kurttur.” Bu anlam da atasözünün bağlamı için uygun görünmektedir.
Alışık olarak okunup anlamlandırılan sözcük ile ilgili dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da eylemden ad ve sıfat yapan -(X)g ve -Ok yapım ekleri ile ilgilidir. Erdal, Eski Uygur Türkçesinde geçişli fiil köklerinin nesnesini veya geçişsiz fiil köklerinin öznesini belirten bu iki ekin birbirinden ayırt edilmesinin zor olduğunu kaydeder. -Ok/-Uk eki için aç-ok “açık”, adr-ok “farklı, ayrı, çeşitli; fark”, ar-ok “yorgunluk, bitkinlik”, art-ok “daha, çok, fazla”, äsr-ök “sarhoş, sarhoşluk” vb. pek çok kullanım sıralar (1991, s. 224-232). Örnekler çoğaltılabilir: böl-ök “bölüm, bölük, parça”, käs-ök “parça”, köl-ök “bağ, zincir”, kör-ük “nesne, görüntü”, közün-ük “yara, çukur, pencere”, sın-ok “kırık, kırılmış”, süz-ök “temiz, net, duru”, yaz-ok “kusur, günah” (Wilkens, 2021) vb. Eski Uygur Türkçesinde, -(X)g eki ise vokal uyumuna bağlı olarak kullanılır: ak-ıg “akıntı”, al-ıg “alma”, ät-ig “ötme, ötüş”, bürt-üg “dokunma, temas”, kat-ıg “sert, katı, sağlam”, koş-ug “şiir, mısra”, oy-ug “oyma eser”, tap-ıg “saygı, hürmet”, ud-ug “saygı, hürmet”, yap-ıg “bina, yapı”, yör-üg “yorum” (Wilkens, 2021) vb. Eski Uygur Türkçesinde /g/ ve /k/ seslerinin aynı biçimde yazıldığı bilinmektedir. Buradan hareketle eğer sözcüğün son ünsüzü /k/ olsaydı, kelimenin de alışık değil Uygurca diğer örneklerde olduğu gibi alış-uk/alışok biçiminde olması gerekirdi. Sözcük büyük bir ihtimalle -(X)g eylemden ad yapım eki ile türetilmiştir. Bu sebeple alış-(ı)g biçiminde okunması daha doğru olacaktır. Erdal da Hamilton ve diğer yayınlarda yinelenen alışık okumasının aksine sözcüğü alış-ıg biçiminde verir fakat alış sözünü isim yani eylem adı, -g ekini ise belirtme eki olarak kabul eder.
Anadolu sahasında eylemin “evcilleşmek, uyum sağlamak” anlamı 14. yüzyıldan itibaren tanıklanır. Dede Korkut Kitabı’nda alış- “heyecanlanmak” (Özçelik, 2016b, s. 789) anlamı da kaydedilir. Meninski’nin sözlüğünde (1680), alış- “öğrenmek, imtizāc, vel bulmak, ülfet, alışmak” (assuescere, assuesieri, consuescere), gözi alıştı, badem yağı temām alıştıkta (badem yağı emilmiş gibi); alışık “meelūf, evcil, evcilleştirilmiş, alışılmış, tanıdık” (accoustumé, apprivoisé, familiarisé); alışmış “öğrenmiş, mümtezic, meelūf, alışkın” (assuetus, accoustume) (Meninski, 2000, s. 390) olarak verilir. Kamus-ı Türkî’de, alışmak “ülfet etmek, me’lûf olmak, âdet etmek; öğrenmek, talim etmek; vahşetten kurtulup munis olmak”; alışık “ülfet etmiş, me’lûf; vahşiyyetten kurtarılıp te’nîs edilmiş, menus (alışık hayvan); âdet etmiş, devamlı” (Yavuzarslan, 2010, s. 49); Lehce-i Osmânî’de (1890), alışmak “itibar, munis olmak, teklifsizlik etmek, üngür devam etmek, fariğ olmak.”, alışık “me’luf, alışık, müşteri, menus, mütemâris, talimli, müptelâ, alışkan” (Toparlı, 2000, s. 15) olarak kaydedilir:
….bir ferişte var aŋa Habib dirler anuŋ teninüŋ yarısı oddan yarusı kardandur ve arasında ratık vardur ne od karı eridür ne kar odı söyündürür ve ol ferişte eydür iy karıla oda barışıklık ve alışıklık viren taŋrı… (Sa’lebī, Kısas-ı Enbiyā, 14. yy.) (Yılmaz vd., 2013, s. 72).
safâsına bak gönlümün ‘ışka alışaldan / her düni kadr her güni nûr-ı zî-iyd oldı (Kaygusuz Abdâl, 15. yy.) (Güzel, 2021, s. 424).
altmış biŋ er [yaġı] gördümise alışmadum (Dede Korkut Kitabı, 15. yy.) (Özçelik, 2016a, s. 828).
Eski Anadolu Türkçesinde alış- eyleminin kullanımı sınırlıdır. Bu devrede ögren- eyleminin “alışmak” manasıyla kullanımı sürerken dönem eserlerinde Ar. ‘âdet sözü (nadiren Farsça pişe ve hûy sözleri de) “âdet, alışkanlık” anlamında ‘âdet edin-, ‘âdet eyle-, ‘âdet ol- vb. kullanımlar da “alışmak, alışkanlık hâline gelmek” anlamında yaygınlaşır. Ayrıca 14. asra ait Tuḥfe-i Mübārizi adlı eserde öğren- yanında işirgen- eylemine de “alışmak” manasında rastlanır:
kaçan böyle ḳılsa, bende ayrılmaġı azın azın ögrenür (Behcetü’l-Hadâik fî Mev’izati’l-Halâik, 13. yy.) (Canpolat, 2018, s. 264).
…ma’de dibine boşlıġıla uyumaķ ķuvveti düşürür ve gündüzin çoķ uyumak süstlik ve iştihā ża‘īf-lıġın getürür ve kişi kim gündüz uyķusına ögrenmiş ola uyķusın bir kezden terk eylemek gerekmez… (Hekim Bereket, Tuḥfe-i Mübārizi, 14. yy.) (Erdağı Doğuer, 2013, s. 85).
anuŋ içün kim ten ol ota işirgenür ve anuŋıla hulanur ol otdan elikmez olur (Hekim Bereket, Tuḥfe-i Mübārizi, 14. yy.) (Erdağı Doğuer, 2013, s. 94).
halḳa dédi kim ‘ibādet édeler / kendülere anı ‘ādet édeler (Ahmedî, İskendernâme, 14. yy.) (Akdoğan & Kutsal, 2019, s. 681).
sakal kılın çeynemek gibi ve bunlara bepzer nesneler ki ‘âdet olmışdur, adam andan ‘âciz olmışdur terk edemez (İshâk bin Murâd, Edviye-i Müfrede, 14. yy.) (Canpolat & Önler, 2007, s. 38).
‘âşık gerek ki mihr ü vefâ ‘âdet eyleye / her-çend iderse nâz ile cevr ü cefâ güzel (Ahmed-i Dâ’î Divanı, 15. yy.) (Özmen, 2002, s. 129).
ger seḫāyı ḫūy u ‘ādet ḳılasın / bī-gümān ehl-i sa‘ādet olasın (Ahmedî, İskendernâme, 14. yy.) (Akdoğan & Kutsal, 2019, s. 272).
günde bir hammâma girmegi pişe edineler (İshâk bin Murâd, Edviye-i Müfrede, 14. yy.) (Canpolat & Önler, 2007, s. 171) vb.
Alış- eyleminin “uyum sağlamak, evcilleşmek” anlamıyla kullanımı Osmanlı Türkçesinde yaygınlaşır:
mel‘ūnuñ bünyād-ı islāmı muḥkem ve esās-ı i‘tiḳādı müstaḥkem olmamaġıla aṣlā gürūh-ı ġuzātıla alışmamışıdı. (Gelibolulu Mustafa ‘Âlî, Mirkâtü’l-cihâd, 16. yy.) (Akar, 2016, s. 312).
recā-yı vuslat itmez oldı dil cānānına şimdi / meger var-ise bīçāre alışdı derd-i hicrana (Yârî Dîvânı, 17. yy.) (Karayazı, 2013, s. 853).
ve āḫir ʿaşḳ-ı ilāhī ile şīr u şeker gibi alışdılar. (Mahmûd Nâsıh, Sübhatü’s-Sâlikîn II, 19. yy.) (Yurtsever, 2025, s. 1348).
Bir lisan yalnız kitaplardan öğrenilir ise o lisanla tekellüme dahi alışmak başkaca bir suubet olduktan maada o lisanin ehli tekellüm eyledikleri zaman kendilerine mahsus olan bir şive, bir telâffuz iktizasinca lisân-i mezkûru kitaplardan öğrenmiş olan adam onu anlayabilmekte âciz kalır (Ahmet Midhat Efendi, Acâyib-i Âlem, 19. yy.) (Yetiş, 2017, s. 87) vb.
Osmanlı Türkçesinde 16. asra ait Târîh-i Âl-i Osmân adlı eserde alış- eyleminin kullanımı çok dikkat çekicidir. Alış- eylemi, Eski Uygur Türkçesinde “karşılıklı almak”, Karahanlı Türkçesinde “birlikte almak, alma işine yardım etmek” vb. anlamlarda kullanılıyordu. Yani işteş çatı fonksiyonu aktifti. Batı Türkçesinde eylemin kazandığı yeni anlamlarda ise işteşlik fonksiyonu hissedilmez (bk. Türk 2014), fakat Târîh-i Âl-i Osmân’da alış- eylemi, “birlikte almak” temel anlamıyla tanıklanır:
Çünki sabâh oldı güneş ki baş kaldurdı, Sultān Bâyezîd leşkeriyle yine at arkasına gelüp iki karındaş yine muhârebeye âgāz ve mukāteleye pervâz idüp dünyâ-yı dûn içün baş kesüp kanlar dökişdiler ve dilâverler meydân-ı kâr-zârda baş virüp cân alışdılar. (Matrakçı Nasuh, Târîh-i Âl-i Osmân, 16. yy.) (İnan, 2019, s. 478).
Aynı yüzyıl ve sahada tarım ile ilgili kaleme alınan Revnak-ı Bustan adlı eserde alış- eylemi toprağı alışdur- “toprağı havalandırıp hazırlamak; uygun duruma getirmek” anlamıyla kullanılır. Bu kullanım da alışılmışın dışındadır. Önler de “alışkın duruma getirmek ve hayvanı ehlileştirmek” manasıyla kullanılan eylemin “toprağı terbiye etmek” anlamıyla kullanılmasının dikkat çekici olduğunu vurgular (2000, s. 17). Bu kullanım “toprağı tarım için hazırlamak, toprağı elverişli hâle getirmek” anlamındadır:
eğer yeri haşin olup ve yufka olursa canavar ve ördek ve kaz zibilinden ğayri hayvanât zibili ile toprağı alışduralar. (Revnak-ı Bustan, 16. yy.) (Önler, 2000, s. 32).
Eylem, Türkçe Sözlük’ün ilk (1945) baskısında “bir şeyi tekrarlıya tekrarlıya onu kolaylıkla ve iyi bir şekilde yapabilme beceriğini edinmek; yadırgamaz hâle gelmek; uyar hâle gelmek; istekli hâle gelmek”, alışık da “alışık veya alıştırılmış olan” anlamıyla madde başı olur. Çağdaş Türk lehçelerinden Yeni Uygur Türkçesinde eliş- “karşılıklı almak” (Necip, 2013, s. 125), Karakalpak Türkçesinde alıs- “karşı karşıya mücadele etmek, teke tek savaşmak; güreşmek, tutuşmak; yanmak, tutuşmak, alışmak; karşılıklı olarak veya birlikte almak, payını almak; atışmak, atışma yapmak” (Uygur, 2019, s. 23), Başkurt Türkçesinde alış- “karşılıklı almak, birbirine vermek, ortaklaşmak; yer değişmek, göçmek; yarışta güç denemek, gücünü sınamak” (Özşahin, 2017, s. 30), Kazan-Tatar Türkçesinde alış- “alıp vermek, alışverişte bulunmak; fethetmek, değişmek” (Öner, 2025, s. 36), Karaçay Malkar Türkçesinde alış- “değişmek” (Tavkul, 2020, s. 72), Kırgız Türkçesinde alış- (I) “birbirinden almak, hep beraber almak, ot alış- “birbirinden ateş almak, mec. dost yaşamak” alış- (II) “kapışmak, dövüşmek (aygırlar hakkında)” (Yudahin, 1998, s. 27, 30), Hakas Türkçesinde alıs- (I) “değişmek”, alıs- (II) “(birlikte) almak; evlenmek, karşılıklı birbirini almak” (Arıkoğlu, 2005, s. 39) şeklinde kullanılır. Genel olarak çağdaş Türk lehçelerinde eylemin Eski Türkçedeki “karşılıklı almak, birlikte almak” ve “karşılıklı almak” anlamından gelişen “değişmek, değiştirmek” vb. anlamlarda kullanıldığı görülür. Eylem, Kırım Tatar Türkçesinde [alış- “alışmak, uymak” (Maşkaraoğlu, 2023, s. 74)], Kumuk Türkçesinde [alışğan “alışkan, alışkın”, alış- “alışmak; mübadele etmek, değiş etmek, değişmek, teati etmek; (şarkı veya türkü) okumak, birisiyle beraber şarkı (veya türkü) söylemek” (Pekacar, 2011, s. 31)] ve Karaim Türkçesinde [alış- “değiştirmek, alışmak, uydurmak, uymak, kendini uydurmak”, alışık “alışkınlık, âdet, alışkanlık” (Baskakov vd., 1974, s. 67)] tıpkı Batı Türkçesinde olduğu gibi mecazlaşır. Ayrıca Anadolu sahasında ögren- sözünün yerini alan Arapça ‘âdet sözü ve türevlerinin de çağdaş Türk lehçelerinde hatırı sayılır bir kullanımı vardır: Kumuk Türkçesinde adatlan- “gelenek hâlini almak, gelenek, hâline gelmek, âdet hâline gelmek; bir şeyi âdet edinmek; bir şeye alışmak, bir şeye meleke kazanmak” (Pekacar, 2011, s. 31), Yeni Uygur Türkçesinde adetlen- “alışmak” (Necip, 2013, s. 4), Karakalpak Türkçesinde ädetledir- “alıştırmak, alışkanlık kazandırmak; öğretmek”, ädetlen- “alışmak, alışkanlık kazanmak; öğrenmek” (Uygur, 2019, s. 47), Kazan- Tatar Türkçesinde ġadetlen- “alışmak, sıradan bir işe çevirmek” (Öner, 2025, s. 141), Özbek Türkçesinde ådatlan- “alışmak” (Yusupova, 2018, s. 35) vb.
Sonuç
Köktürkçeden itibaren tanıklanan kök biçim al- eylemi ve türevleri tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde yaygın şekilde kullanılır. Köktürkçede alın- ve altız-, Uygur Türkçesinde alıl-, alınç, alınçu, alım, alımçı, alış-, alsık- vb. kullanımlar mevcuttur. Al- eyleminin aldır, alın-, alım, alımlı vb. pek çok türevi Batı Türkçesinde ve bazı Türk lehçelerinde mecazlaşır. Bu mecazlaşmalardan en dikkat çekici olanlarından biri alış- eylemidir. Eski Uygur Türkçesinde “karşılıklı almak” anlamı ile kaydedilen sözcük dönem eserlerinde öç kek alış- “intikam almak”, alışdur- “elde tutmak” biçiminde nadir olarak kullanılır. Bu devrede Dunhuang el yazmaları HamTouen 16 numaralı agıl iti alışıg bolsa böriliki töz atasözünde tanıklanan alışıg biçimi alışılmışın dışında, bu devrede atasözünün anlam bağlamına da uygun olarak “çoban köpeği ne kadar evcil olursa olsun, kurt kökenlidir” şeklinde aktarılır. Alış- eyleminden isim olarak kabul ettiğimiz alışıg sözü, atasözünün anlamına en uygun olan “uysal” anlamında veya alış- eyleminin tarihî ve pek çok çağdaş Türk lehçesinde de görülen “değişmek” anlamında kullanılmış olabilir. Alışıg bolsa ibaresi de “uysal olsa veya değişik olsa/değişse” şeklinde anlamlandırılabilir. Alış- eylemi Karahanlı Türkçesinde de “birlikte almak, almada yardım etmek” anlamıyla kullanılır. Harezm Türkçesinde, Kısasü’l-Enbiyā adlı eserde elig alış- “tokalaşmak”, boyun alış- “kucaklaşmak” anlamında kalıplaşmış dil birimleri olarak karşımıza çıkar. Elig alış- sadece Harezm değil Karahanlı ve Kıpçak Türkçesinde de kullanılır. Tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde “alışmak” manasıyla en yaygın kullanılan eylem ögren-’tir. Ufak fonetik farklarla neredeyse bütün Türk lehçelerinde tanıklanır. Anadolu sahasında da kullanımı devam ederken Arapçadan alıntılanan ‘âdet sözü, ‘âdet et-/edin-, ol vb. kullanımları ile eylemin yerini alır. Alış- eylemi Eski Anadolu Türkçesinde “alışmak, evcilleşmek” anlamında mecazlaşır, fakat bu dönemde kullanımı çok yaygın değildir. Dede Korkut Kitabı’nda “heyecanlanmak” anlamına da rastlanır. Eylem, Osmanlı Türkçesinde yaygınlaşır ve eylemin “yanmak, tutuşmak” anlamı da bu dönem ile ilişkilendirilir. Eklemek gerekir ki “yanmak, tutuşmak” anlamı Osmanlı Türkçesinden çok daha önce Harezm sahasında 1310 tarihli Kısasü’l Enbiyā adlı eserde de mevcuttur. Alış- eyleminin Osmanlı Türkçesinde en dikkat çeken kullanımı 16. yüzyıla ait Târîh-i Âl-i Osmân adlı eserdeki kullanımıdır. Bu eserde alış- eylemi Eski Türkçedeki “karşılıklı almak” temel anlamıyla işteş çatı fonksiyonu aktif bir şekilde kullanılmıştır. Yine aynı yüzyıla ait Revnak-ı Bustan adlı eserde de toprağı alışdur- kullanımına rastlanır. Eylemin, Batı Türkçesinde görülen “alışmak, evcilleşmek” anlamı çağdaş Türk lehçelerinden, Kırım-Tatar, Karay ve Kumuk Türkçelerinde de görülür. Diğer Türk lehçelerinin çoğunda eylem eski Türkçedeki “karşılıklı almak” ve “değişmek” anlamında kullanılır, temel anlamını korur.
Kısaltmalar
AY - Altun Yaruk
DLT - Dîvânu Lugâti’t-Türk (Ahmet Bican Ercilasun - Ziyat Akkoyunlu)
EDPT - An Etymological Dictionary of Pre-thirteenth Century Turkish
Maytr. - Maytrısimit
OTWF - Old Turkic Word Formation
TDK - Türk Dil Kurumu
TT - Turkische Turfan Texte
Kaynakça
Ağca, F. (2021). Dillik ölçütlere göre Eski Uygurca metinlerin tarihlendirilmesi. Türk Dil Kurumu.
Akar, A. (2016). Gelibolulu Mustafa ‘Âlî: Mirkâtü’l-cihâd (Dil incelemesi-metin-dizin). Türk Dil Kurumu.
Akdoğan, Y. (1999). Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine büyük sözlük. Beşir.
Akdoğan, Y., & Kutsal, N. (2019). Ahmedî: İskendernâme. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Arat, R. R. (1991). Yusuf Has Hâcib: Kutadgu bilig I: Metin. Türk Dil Kurumu.
Arıkoğlu, E. (2005). Örnekli Hakasça-Türkçe sözlük. Akçağ.
Ata, A. (1997). Nāsırü’d-dīn bin Burhānü’d-dīn Rabgūzī: Kısasü’l-enbiyā (Peygamber kıssaları), I-II. Türk Dil Kurumu.
Bang, W., & Gabain, A. (1929). Türkische Turfantexte II A (Türkçe Turfan Metinleri II A). SBAW.
Baskakov, N. A., Szapszal, S. B., & Zayaczkowski, A. (1974). Slownik Karaimsko-Rosyjsko-Polski. Wydawnictwo Russkij Jazyk.
Bayniyazov, A., Bayniyazova, J., & Koç, K. (2021). Kazak Türkçesi-Türkiye Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Canpolat, M. (2018). Behcetü’l-hadâik fî mev’izati’l-halâik. Türk Dil Kurumu.
Canpolat, M., & Önler, Z. (2007). İshâk bin Murâd: Edviye-i müfrede (metin-sözlük). Türk Dil Kurumu.
Clauson, S. G. (1972). An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. Clarendon Press.
Ekmen, B. C. (2024). Eski Türkçede kalıplaşmış dil birimleri (Edimbilimsel bir inceleme) (Tez No. 867349) [Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Ercilasun, A. B. (2021). Bengü il tuta olurtaçı sen. Köl Tigin-Bilge Kağan-Tunyukuk anıtları. Dergâh.
Ercilasun, A. B., & Akkoyunlu, Z. (2015). Kâşgarlı Mahmud: Dîvânu Lugâti’t-Türk (Giriş-metin-çeviri-notlar-dizin). Türk Dil Kurumu.
Erdağı Doğuer, B. (2013). Hekim Bereket: Tuḥfe-i mübārizi (Metin-sözlük). Türk Dil Kurumu.
Erdal, M. (1991). Old Turkic word formation: A functional approach to the lexicon I-II . Harrassowitz.
Erdal, M. (2008). Uigurica from Dunhuang. Bulletin of the School of Oriental and African Studies, 51(2), 251–257.
Erdal, M. (2022). Eski Uygurcanın fiil varlığı. Beşbalıklı Şingko Tutung Anısına Uluslararası Eski Uygurca Çalıştayı bildirileri (4–6 Haziran 2021) içinde (s. 137–145). Türk Dil Kurumu.
Gürsoy Naskali, E., & Duranlı, M. (2019). Altayca-Türkçe sözlük. Türk Dil Kurumu.
Güzel, A. (2021). Şehzâde Alaâddin Gaybî: Kaygusuz Abdâl külliyatı (Hayatı-eserleri-metin sözlük-kaynaklar). Türk Dil Kurumu.
Hamilton, J. (1986). Manuscrits ouïgours du IX–X siècle de Touen-Houang. Peeters.
İnan, G. (2019). Matrakçı Nasuh: Târîh-i Âl-i Osmân. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Karayazı, N. (2013). Ahmed Yârî: Yârî dîvânı. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Kaya, C. (1994). Uygurca Altun Yaruk (Giriş-metin ve dizin). Türk Dil Kurumu.
Koç, K., Bayniyazov, A., & Başkapan, V. (2019). Kazak Türkçesi-Türkiye Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
aşkaraoğlu, S. (2023). Kırım Tatar Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Meninski, F. (2000). Tesaurus linguarum orientalium Turcicae (S. Stachowski, & M. Ölmez, Haz.). Simurg.
Nadalyayev, V., Nasilov, D. M., Tenişev, E. R., & Şçerbak, A. M. (1969). Drevnetyurkskiy slovar. Nauka.
Nalbant, M. V. (2016). IX-XI. yüzyıllar arası Türk dünyası atasözleri üzerine bir değerlendirme. M. Sarıca ve B. Sarıca (Ed.), Dil bilimleri kültür ve edebiyat içinde (s. 102–128). Padam.
Necip, E. N. (2013). Yeni Uygur Türkçesi sözlüğü (İ. Kurban, Çev.). Türk Dil Kurumu.
Ölmez, M. (2009). Tuva Atasözlerinden seçmeler. Sibirische Studien, Sibirya İncelemeleri, 4(1), 51-128.
Ölmez, M. (2020). Ebulgazi Bahadır Han: Şecere-yi Terākime. Türk Dil Kurumu.
Öner, M. (2025). Kazan-Tatar Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Önler, Z. (2000). Revnak-ı bustan . Türk Dil Kurumu.
Özçelik, S. (2016a). Dede Korkut (Dresden nüshası) I: Giriş, notlar. Türk Dil Kurumu.
Özçelik, S. (2016b). Dede Korkut (Dresden nüshası) II: Metin, dizin. Türk Dil Kurumu.
Özmen, M. (2002). Ahmed-i Dâ’î divanı (Metin-gramer-tıpkıbasım). Türk Dil Kurumu.
Özşahin, M. (2017). Başkurt Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Pekacar, Ç. (2011). Kumuk Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Polat, Ü. (2024). Eski Türkçe al-, altur-, altız- üzerine. N. N. Telitsin (Haz.), Actual problems of Turkic studies III içinde (s. 162–177). Department of Turkic Philology of Saint Petersburg State University.
Radloff, W. (1893). Versuch eines Wörterbuches der Türk-Dialekte I (1893), II (1899), III (1905), IV. (1911). St. Petersburg.
Röhrborn, K. (1977). Sprachmaterial der vorislamischen türkischen texte aus Zentralasien Lieferung: a-agrıg. Franz Steiner Verlag.
Sağol Yüksekkaya, G. (1993). Harezm Türkçesi satır arası Kur’an tercümesi (Giriş-metin-sözlük) (Tez No. 25875) [Doktora tezi, Marmara Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Sağol Yüksekkaya, G. (2002). A word from Old Uyghur to the present Alıg. Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae, 75(3), 391–404.
Sertkaya, O. F. (1983). Eski Türk atasözleri üzerine. Şükrü Elçin armağanı içinde (s. 275–291). Hacettepe Üniversitesi.
Soyer, A. (2023). Dunhuang Mağarası’nda bulunmuş 9. ve 10. yüzyıla ait Eski Uygurca el yazmaları (Giriş-metin-çeviri-dizin-tıpkıbasım) (Tez No. 809911) [Doktora tezi, Düzce Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Şçerbak, A. (2016). Türk dillerinin karşılaştırmalı şekil bilgisi üzerine denemeler (Fiil) (Y. Karasoy, N. Hacızade, & M. Gülmez, Çev.). Türk Dil Kurumu.
Şirin, H. (2020). Eski Türk Yazıtları söz varlığı. Türk Dil Kurumu.
Tavkul, U. (2020). Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Toparlı, R. (2000). Ahmet Vefik Paşa: Lehce-i Osmânî. Türk Dil Kurumu.
Toparlı, R. (2017). İrşâdü’l-mülûk ve’s-selâtin. Türk Dil Kurumu.
Toparlı, R., Vural, H., & Karaatlı, R. (2007). Kıpçak Türkçesi sözlüğü. Türk Dil Kurumu.
Türk Dil Kurumu. (t.y.). Alışmak. Köken Bilgisi sözlüğü (Deneme sürümü). 15 Şubat 2025 tarihinde https://sozluk.gov.tr/ adresinden edinilmiştir.
Türk Dil Kurumu. (t. y. b). Alınmak. Güncel Türkçe Sözlük. 10 Şubat 2025 tarihinde https://sozluk.gov.tr/ adresinden edinilmiştir.
Türk, V. (2014). Türkçede alışmak anlamlı kelimeler yapıları ve anlam ilişkileri. Türük, Dil, Edebiyat ve Halkbilimi Araştırmaları Dergisi, (3), 1–5.
Uygur, C. (2019). Karakalpak Türkçesi sözlüğü (Karakalpakça-Türkçe Sözlük). Türk Dil Kurumu.
Wilkens, J. (2021). Eski Uygurcanın el sözlüğü. Universitätsverlag Göttingen.
Yaman, E., & Mahmud, N. (1998). Özbek Türkçesi-Türkiye Türkçesi ve Türkiye Türkçesi-Özbek Türkçesi karşılıklar kılavuzu. Türk Dil Kurumu.
Yavuzarslan, P. (2010). Şemseddin Sami: Kamus-ı Türkî. Türk Dil Kurumu.
Yetiş, K. (2017). Ahmet Midhat Efendi: Acâyib-i âlem. Türk Dil Kurumu.
Yılmaz, E., Demir, N., & Küçük, M. (2013). Sa’lebī: Kısas-ı enbiyā. Türk Dil Kurumu.
Yudahin, K. (1998). Kırgız sözlüğü (A. Taymas, Çev.). Türk Dil Kurumu.
Yurtsever, M. (2025). Mahmûd Nâsıh: Sübhatü’s-sâlikîn II. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Yüce, N. (2014). Ebu’l-kasım Carullah Mahmud bin Omar bin Muhammed bin Ahmed ez-Zamahşarî el-Harizmî: Mukaddimetü’l-edeb, Hârizm Türkçesi ile tercümeli Şuşter nüshası (Giriş, dil özellikleri, metin, indeks). Türk Dil Kurumu.
